ERSİN TEK/YAZDI
Ersin Tek Yazısında, ''Yüksekova’nın asıl zenginliğinin sahip olduğu para miktarından çok, bu parayı üretime ve geleceğe dönüştürme kapasitesinde olduğuna inanıyorum. Şehirde biriken servet, eğer yalnızca tüketim ve gösteriş üzerinden kendisini ifade ederse, bireysel zenginlik yaratabilir ama toplumsal refah üretmez.
Oysa bizim ihtiyacımız olan şey, şehri birlikte zenginleştiren bir ekonomik kültürdür. Daha fazla üretim, daha fazla istihdam, daha güçlü kooperatifler, daha nitelikli eğitim, daha bilinçli bir ticaret anlayışı ve şehrin geleceğine yatırım yapan bir sermaye yapısı…
Yüksekova’nın yalnızca zengin insanlara değil, zenginleşen bir topluma ihtiyacı var.
Ulaşım ağlarının ve kamusal alanların da yeniden düşünülmesi gerekiyor. Toplu taşıma hatları ve sefer saatleri insanların günlük ihtiyaçlarına göre yeniden ele alınmalı, duraklar güvenli ve erişilebilir hâle getirilmelidir. Kent merkezinde otopark ve yükleme-boşaltma alanları belirlenmelidir. Yaya ve bisiklet yolları, birbirinden kopuk birkaç uygulama olarak değil, kentin ana noktalarını birbirine bağlayan kesintisiz bir ağ şeklinde tasarlanmalıdır.
Gençlerimiz için yalnızca sınavlara hazırlık kurslarını yeterli görmüyorum. Mesleki eğitim merkezleri, kütüphaneler, teknoloji atölyeleri, spor alanları ve kültür merkezleri şehrin her kesimine ulaşmalıdır. Tarım, hayvancılık, lojistik, turizm, yazılım ve teknik mesleklerde yerel ihtiyaçlara uygun programlar açılmalıdır. Gençlerimizi yalnızca iş arayan değil, üreten, meslek edinen ve kendi işini kurabilen bireyler hâline getirecek bir eğitim ve istihdam sistemi kurmalıyız.
Çevre konusunda ise geçici kampanyalar yerine kalıcı sistemler kurmalıyız. Atıklar mahalle ölçeğinde ayrıştırılmalı, geri dönüşüm teşvik edilmeli, dere yatakları ve doğal alanlar düzenli olarak denetlenmelidir. Cilo Dağları ve Sat Gölleri gibi hassas ekosistemlerde, taşıma kapasitesi belirlenmeden turizm yatırımı yapılmamalıdır. Doğayı, ziyaretçi sayısını artırmak uğruna tüketilecek bir kaynak değil, gelecek kuşaklara aktarılacak ortak bir değer olarak görmeliyiz.
Urartulardan günümüze uzanan izler, bu coğrafyanın yalnızca bir geçiş noktası olmadığını bize gösteriyor. Tarihî alanların envanteri çıkarılmalı, korunması gereken bölgeler uzman rehberliğinde güvence altına alınmalı ve yerel halkın katılımıyla kültür rotaları oluşturulmalıdır. Turizm yalnızca otel yapmaktan ibaret görülmemeli; rehberlik, yöresel ürünler, ulaşım ve çevre koruma aynı planın içinde yer almalıdır.
Ekonomik hareketlilik açısından sınır ticaretinin önündeki bürokratik ve lojistik engellerin azaltılması da önem taşıyor. Sınır kapımızın kapasitesi, çalışma düzeni ve altyapısı bölgenin gerçek ihtiyaçlarına göre geliştirilmelidir. Depolama, nakliye ve gümrük işlemleri için daha işlevsel bir sistem kurulmalı, küçük esnafın ve yerel üreticinin ticarete katılabilmesi için kooperatifler desteklenmelidir.
Tarım ve hayvancılıkta ise üreticimizi yalnız bırakamayız. Sulama, yem, veterinerlik, soğuk zincir ve pazarlama alanlarında ortak çözümler geliştirilmeli, üretici birlikleri güçlendirilmelidir. Ürününü değerinde satamayan üreticinin sürdürülebilir bir gelir elde edemeyeceği açıktır.
Bütün bu başlıkların Yüksekova’nın idari geleceğiyle de doğrudan bağlantılı olduğuna inanıyorum. Kentimizin “il olma” talebi yalnızca bir statü değişikliği isteği olarak görülmemelidir. Bu talep; nüfus, coğrafi genişlik, sınır ticareti, tarım, ulaşım, güvenlik, deprem riski ve kamu hizmetlerine erişim gibi verilerle hazırlanmış kapsamlı ve bilimsel bir dosyaya dayanmalıdır.
İl statüsü, karar alma süreçlerini hızlandırabilir, kurumlar arası koordinasyonu güçlendirebilir ve yatırımların daha bütünlüklü planlanmasına katkı sunabilir. Ancak bunun için sloganlardan daha fazlasına ihtiyacımız var. Ortak akılla hazırlanmış, verilerle desteklenmiş ve kararlılıkla takip edilen bir yol haritasına ihtiyacımız var.
Bugüne kadar yapılan işleri yok saymayı doğru bulmuyorum. Şehir için emek veren herkesin katkısı değerlidir. Fakat temel sorunların yıllar sonra hâlâ aynı başlıklarla konuşulması da görmezden gelemeyeceğimiz bir durumdur. Yönetimler değişiyor, yeni açıklamalar yapılıyor ama sorunlar yerinde kalıyorsa, artık yöntemimizi sorgulamak zorundayız.
Yüksekova’nın ihtiyacı yeni vaatler değil, tamamlanan işlerdir.
Bunun için sorumluluğu yalnızca bir kuruma yüklemeyi de doğru bulmuyorum. Merkezi idarenin, yerel yönetimlerin, sivil toplumun, iş dünyasının, esnafın, eğitimcilerin, akademisyenlerin, gençlerin ve bütün yurttaşların ayrı ayrı sorumlulukları vardır.
Şehir yönetimi kapalı kapılar ardında yürütülemez. Düzenli kent toplantıları yapılmalı, mahalle meclisleri kurulmalı, bütçeler ve proje takvimleri kamuoyuna açık olmalıdır. Bir “Yüksekova Şehir Eylem Planı” hazırlanarak hangi hedefin ne zaman ve hangi kaynakla gerçekleştirileceği ilan edilmelidir. Her yıl ilerleme raporu yayımlanmalı, tamamlanamayan işlerin nedenleri de kamuoyuna açıkça anlatılmalıdır.
Yüksekova hepimizin hayatının kesiştiği ortak yerdir. Çocukluğumuzun sokakları, ailelerimizin yaşadığı mahalleler, sevinçlerimiz ve kayıplarımız bu şehirle iç içe. Bu nedenle Yüksekova’ya dair sorumluluk yalnızca makam sahibi olanların değil, burada yaşayan ve buraya emek veren herkesin ortak sorumluluğudur.
Eksikleri dile getirmekten vazgeçmemeliyiz. Yanlışları eleştirmeli, doğru adımları da hakkını vererek takdir etmeliyiz. Amacımız bir kişiyi ya da bir dönemi hedef almak değil, daha güvenli, daha düzenli ve daha umut veren bir şehir kurmak olmalıdır.
Yüksekova’nın yalnızca sorunlarıyla anılan bir yer olmaktan çıkması mümkündür. Doğasıyla, tarihiyle, üretimiyle, ticaretiyle, eğitimiyle ve insan kaynağıyla örnek gösterilen bir şehir hâline gelebiliriz.
Bunun ilk şartı bu ihtimali ciddiye almaktır. İkinci şartı ise ortak hedefler etrafında kararlı biçimde çalışmaktır.
Yüksekova’ya yatırım yapmak yalnızca bugünün sorunlarını azaltmak anlamına gelmez. Aynı zamanda çocuklarımızın geleceğine, gençlerimizin umuduna, üreticimizin emeğine ve bu coğrafyanın uzun vadeli gücüne yatırım yapmaktır.
Bu şehir bize bir geçmiş, bir kimlik ve bir aidiyet verdi. Şimdi ona karşılığını verme zamanıdır.
Yüksekova’yı değiştirmek, önce onu daha dikkatli dinlemekle başlar. Sorunları saklamadan, imkânları küçümsemeden ve geleceği başkalarının kararlarına bırakmadan…
Yüksekova’nın geleceği yalnızca bir kurumun ya da birkaç yöneticinin vereceği kararlara bırakılamayacak kadar değerlidir. Bu şehir hepimizin ortak sorumluluğudur ve onu ileri taşımak için artık yalnızca konuşan değil, planlayan, takip eden ve sonuç alan bir iradeye ihtiyacımız var.