90'lı yıllarda göçü en fazla alan kentler arasında olan İzmir'de yaşayan Kürt kadınları, geçen zamana inat yaşadıklarını belleklerinde korumayı sürdürüyor. Kadınların kimisi oğlunu, kimisi eşini kaybedip göçe sürüklenerek, gurbeti mesken tutmuş. Memleketinde yaşadıkları acılardan kurtulmak için yönünü batıya dönen kadınlar, acının başka türlüsü olan yoksullukla savaşarak, yaşam mücadelesi veriyor. Yaşadığı acıları hafızasında koruyan kadınlardan biri de Narenci Acar. "İnsanların en zalim olduğu günlerdi. Bizim de köyde rahatımız hiç yoktu. Sürekli baskı, sürekli hakaret görüyorduk. Her gün ölümle yüz yüze yaşamımızı sürdürüyorduk. Köyümüzde ölüm tehlikesi olduğu için, bizler de tüfek alıp kendimizi koruyorduk" diyen Acar, eşinin korucular tarafından katledilişini anlatıyor.
Ölümün gelişi
Mardin'in Midyat ilçesi Kayabaş (Xırbe Seyhali) köyünde yaşadıklarını anlatan Acar, köyden her hafta bir grubun alışveriş için Midyat'a gittiğini belirtti. Eşinin de alışveriş için 6 Nisan 1992 tarihinde Midyat'a gittiğini belirten Acar, "İki tane otobüs tıklım tıklım doluydu. Araba hareket etmeden 2 arabanın önünü korucular kesti. Sonra otobüstekilerin ellerini başlarına koyarak otobüsten çıkardılar. Daha ne olduğunu anlamadan hepsini taradılar. Taramanın ardından bazıları yaralı oldukları halde kayaların altına kaçarak, saklandılar. Koruculardan bir tanesi 'neden hepsini öldürdünüz' diye karşı çıktı. Karşı çıkanı da küfürler yağdırarak taradılar" diye konuştu.
'Tarayanlar tanıdıktı'
Olaya şahit olduklarını ifade eden Acar, onlarca korucunun orada olduğunu ve cesetlerin başına ilk kez kendisinin gittiğini anlatıyor. Olayda eşi Sabri Acar ve 7 kişinin yaşamını yitirdiğini anlatan Acar, şunları anlattı: "Tarayan korucular da tanıdıktı. Kulik lakaplı Cengiz, Muhammet ve Ethem aralarında tanıdıklarımdı. Öldürdüler, sonrada kendi aralarında 'yeter bu kadar öldürdük, gidelim artık' dediler. Ölülerin yanında erkek kalmadı, biz köyün kadınları taşıdık. Kimi orada öldü, kimi de hastanede. Biz cenazeyi Mardin'e götürdük. Taksi bile bizi hastanenin kapısına bırakmadı. Kapının önüne polisler geldi. Cenazeyi benden aldılar. Ben çok cesurdum, kocamı benden alınca onlara saldırdım. 'Neden cenazemi aldınız' diye sordum. Cenazeyi bir odaya aldılar, biz organlarını çıkaracaklar diye endişelendik. Sonra odaya saldırdım. Girer girmez polis kolumdan tuttu. Bana kocamın korucular tarafından değil, gerillalar tarafından öldürdüğü yönünde ifade vermemi söyledi. Ben de 'hayır' dedim, 'kocamı korucular' öldürdü. Bana 'sana maaş bağlarız' dediler. Ben 'isterseniz 8 maaş bağlayın yine de söylemem' dedim."
'Bu devlet başımıza neler getirmedi ki'
Eşinin ölümünden sonra köyde yaşayacak ortamın kalmadığını ve korucuların köye saldırarak herşeylerini talan ettiğini belirten Acar, gözyaşlarını tutamayarak, İzmir'e 21 yıl önce göç ettiğini dile getirdi. 9 çocuğuyla birlikte göç ettiğini belirten Acar, "Yaşamak için tarlalarda budama yaptım. 9 tane çocuğa bakmak zorundaydım. Başkalarının yanında çok çalıştım, işçi oldum. Burada yaşadıklarımı bir ben bilirim. Çok fakirlik çektik. Bu devlet başımıza neler getirmedi ki" diye konuştu. / Diha
'Bu devlet başımıza neler getirmedi ki…'
'Bu devlet başımıza neler getirmedi ki…'
Yüksekova Güncel Yüksekova Güncel
Güncel
Korucular tarafından katledilen Sabri Acar'ın eşi Narenci Acar, kocasının katledildiği günü anlatırken, "İnsanların en zalim olduğu günlerdi. Bizim de köyde rahatımız hiç yoktu. Onu öldürdüler. Bu devlet başımıza neler getirmedi ki" dedi.