Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına ve güncel gelişmelere ilişkin konuştu.
Ayşegül Doğan konuşmasında gazeteci ve DEM Parti Milletvekili Saliha Aydeniz’in danışması Dilan Karaman’ın ölümü ve sonrasında yayımlanan rapora ilişkin de konuştu.
“Failler soruşturulana, hakikat olduğu gibi ortaya çıkana dek sürecin takipçisi olacağız” diyen Ayşegül Doğan, şunları ekledi:
“Hem yoldaşımız Dilan’ın anısına saygı hem de kadın özgürlük ilkelerimiz gereği arkadaşımızın kaybına ilişkin oluşturulan 5 kadın kurumunun hazırladığı raporun geri çekilmesini talep ettik. Raporun hazırlanmasını beklediğimiz süreçte DEM Parti olarak üzerimize düşen sorumlulukları değerlendirmelerimizi sürdürdü
Ortadoğu’da yaşanan savaşa dikkat çeken Ayşegül Doğan, savaşın sadece İran’ı ilgilendirmediğini belirtti. Ayşegül Doğan ayrıca Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair değerlendirmelerde bulundu.
Ayşegül Doğan, 12 Mart tarihinde yaşanan 12 Mart 1971 askeri darbesi, Gazi Katliamı ve Qamişlo Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı. Türkiye ve bölge tarihinde yaşanan darbeler ve katliamlarla halen yüzleşilmediğini kaydeden Ayşegül Doğan, yine 12 Mart 1994 tarihinde Özgür Gündem Gazetesi’nin Riha muhabirliğini yaptığı sırada Sêwereg ilçesinde habere gittiği esnada katledilen Nazım Babaoğlu’nu da anarak, bu konuda henüz kimsenin yargı önüne çıkartılmadığını söyledi.
‘Salih Müslim demokrasi mücadelesinde iz bıraktı’
Tedavi gördüğü hastanede böbrek yetmezliği nedeniyle yaşamını yitiren Salih Müslim’i de anan ve ölümünün kendilerini derinden üzdüğünü belirten Ayşegül Doğan, “Öncü isimler arasında yer alan birinden bahsediyoruz. Kürt siyasetine damga vurmuş isimlerden birinden bahsediyoruz. Bu isim aynı zamanda barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde çok çok önemli bir iz bıraktı. Partimiz adına başta mücadele arkadaşı ve eşi Ayşe Efendi olmak üzere; Kürt halkına, Rojava ve Suriye halklarına başsağlığı ve sabır diliyoruz” dedi.
İran savaşı
Ortadoğu ve Türkiye’de yaşanan gündemlerin başında savaş gündeminin olduğunu ifade eden Ayşegül Doğan, İran’da yaşanan gelişmelere dikkat çekilerek, bölgede derinleşen savaşın yalnızca İran’ı değil tüm Ortadoğu’yu ve dünyayı etkileyebilecek bir boyuta ulaştığı vurguladı. Ayşegül Doğan, Savaşın yayılma riskinin arttığına dikkat çekerek, sorunların diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi gerektiği ifade ederek, “İran bölgenin ve hatta dünyanın en baskıcı devletlerinden ve rejimlerinden biri. On yıllardır ülkede yaşayan kadınlar, sosyalistler, emekçiler, farklı inanç grupları, azınlıklar, farklı kimlikler, bu ceberrut rejimden çok çekti. Ancak hiçbir şey oraya bu şekilde bir müdahalenin ve savaşın gerekçesi haline dönüştürülmemeli ifadelerini kullandı.
Süreç
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin de konuşan Ayşegül Doğan, “Daha önce de ifade etmiştik. Geldiğimiz aşama itibariyle artık hukuki ve yasal düzenlemeleri konuşmamız gereken bir aşamadır. Yine ifade edelim; Toplumsal beklenti artık bu yasal düzenleme aşamasına geçilmesi ve bunun takvimlendirilmesi, bunun çeşitli tarihlere göre ertelenmemesi yönünde” dedi.
‘Yasal düzenleme beklemeyen adımlar atılmalı’
Ayşegül Doğan, “Daha önce de söylemiştik; Bayrama sayılı günler kaldı. Dedik ki bunu bayramdan önce yapalım ve Ramazan ayı hayırlı bir ay ve bu ayda hayırlı işlere imza atalım. Ancak görülüyor ki, bu süre zarfında Meclis’in gündemine henüz Adalet Komisyonu’na ya da işte Meclis Genel Kurulu’a böyle bir takvim bilgisi verilmedi. Bir daha çağrımızı yineleyelim; yasal düzenleme beklemeyen adımlar var, bunları yapabiliriz. Bunları yapıp Ramazan Bayramı’nda ve Newroz’da bu iki bayramın coşkusunu arttırabiliriz ve çok büyük bir haksızlığa son verebiliriz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları uygulanabilir. Anayasa (AYM) kararları uygulanabilir. Siyasi tutsakların bırakılmasına dair düzenleme neden yapılmıyor. Ağır hasta mahpusları neden hala cezaevinde tutuluyor? Bu adaletsizliği gidermek için ne bekleniyor? Bir önceki dönem Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer Kobani davası tutsakları dışarı çıksa AİHM kararları uygulansa, Kobani kumpas davası inadından ve ısrarından vazgeçilse atılan adımlar Türkiye demokrasisine kazandırmaz mı? Bu, Türkiye’de hukukun yeniden işler hale geldiğine ilişkin önemli bir işaret olarak sayılmaz mı? Milyonlarca insan bu kararların uygulanmasını bekliyor” diye belirtti.
Abdullah Öcalan’ın koşulları
Abdullah Öcalan’ın tartışılan statü gündemine ilişkin de konuşan Ayşegül Doğan şunları söyledi:
“Sayın Öcalan etrafında dönen bir takım kulis haberler var biliyorsunuz. Evdi, konuttu, statüydü gibi… Zaman zaman yapılan çağrılar da var. ‘Ne olacak bu statü açığı? Nasıl kapanacak’ deniyor. İşte ‘Gördünüz mü?’ diyenler oluyor. Yine İran’daki gelişmelerden sonra, ‘Bu süreç niye başladı? Bu sürecin başlamasından memnuniyet duymayanlar, dudak büzüp bakanlar sürecin niye başladığını anladılar mı?’ diye serzenişler de oluyor.
Biz DEM Parti olarak Ekim 2024’ten bu yana ağır tecrit koşullarının, mutlak iletişimsizliğin, bir işkence hali olduğunu hep söyledik. Temel bir insan hakkı ihlali olduğunu söyledik. Buna karşı mücadele ettik. O gün de ifade ettik; kime yapılırsa yapılsın bunun karşısında duracağımızı belirttik. 27 yıldır sürdürülen bu durumun artık sonlandırılması gerektiğini ifade ettik. Sonra yeni bir süreç başladı ve 27 Şubat 2025’te yapılan çağrının üzerinden bir yıl aşkın zaman geçti. Bu süre zarfında Sayın Öcalan’dan temelde iki mesaj geldi. Biri 27 Şubat 2025’deki mesaj ve o mesajda da çok önemli bir dönemin somut adımlarının atılmasının başlangıcını startını vermiş oldu. Büyük bir sorumluluk üstlenerek üstelik ağır iletişimsizlik koşullarında bu adımları attı. Bu kritik eşiklerin tamamını Türkiye bir şekilde yeni eşikler yarattı ve bazı eşikleri atladı. Meclis komisyonunun gidip Sayın Öcalan’la görüşmesi gibi bir eşikte yaratıldı biliyorsunuz, bu da geçildi. Tüm bunların ne kadar değerli olduğunu her defasında burada yeniden dile getirdik. Ancak şunu hep söyledik. Sayın Öcalan özgür yaşar, özgür çalışır, özgür iletişir koşullara sahip olmalı.” (MA)