Halihazırdaki protesto, daha önce burada bulunan bir Osmanlı kışlasını eski görkemiyle yeniden inşa etmek için civardaki tek yeşil alan olan Gezi Parkı’nı yıkmayı da içeren kentsel dönüşüm projesi yüzünden tetiklense de gerçeği söylemek gerekirse, parktaki 75 yaşındaki ağaçları kurtarmaktan çok daha derin temellere dayanıyor. (…)
Erdoğan, 2011 seçim kampanyasında, anayasayı başkanlık sistemine geçilecek şekilde değiştirme hedefini net biçimde dile getirdi, sonra da en az cumhuriyetin 100’üncü yılına denk gelen 2023’e dek iktidarda kalacağı biçimde başkanlığa talip olduğunu belirtti. Aslında hırsları sadece devlet makamlarıyla sınırlı değil, son 2 yıldır, Erdoğan’ın bizzat merkezinde olduğu tek adam şovundan başka bir şeyle ilgili olmadığı barizleşti. Bu kadar gücü kendi tekeline alarak amacını da netleştirdi: Genç Türkleri ‘ahlaklı ve dindar’ bir nesle dönüştürürken Türkiye’yi de bölgenin ve dünyanın büyük bir ekonomik güç merkezine dönüştürmek.
Ahlaklı genç nesil
Kadınları 3 çocuk sahibi olmaya teşvik eden uygulamalardan kendisinin iyi Müslüman yorumunu icra edecek ‘ahlaklı’ gençlik yetiştirme emeline dek, günlük yaşamlarına müdahale eden politikaları teşvik eden Başbakan’dan bıkıp usanan Türklerin sayısı giderek artıyor. Protestoların başlamasının arefesinde, kamusal alanda alkol tüketimini kısıtlayan yeni yasa yürürlüğe girmişti. Elbette bu yasadan Türklerin çoğu etkilenmeyecek, rakı ve bira içmek, pek çok kişi tarafından Türklerin boş zaman eğlencesi olarak değerlendirilse de gerçekte düzenli olarak içki içenler nüfusun çok küçük bir oranını oluşturuyor. Erdoğan ise içki içenlerden tiksintisini aşağılayıcı biçimde dile getirip hepsinin ayyaş olduğu çıkarımını yapıyor.
Buna koşut olarak, Erdoğan’ın dayattığı kentsel dönüşüm ve yoğun altyapı projelerinin halka olumsuz etkileri oluyor. Görünen o ki, ister 3’üncü Boğaz köprüsü olsun ister yeni mega havaalanı isterse tüm Anadolu’yu istila eden sayısız baraj, Başbakan’ın desteklediği bir projeyi durdurmaya yetecek hiçbir güç bulunmuyor. İşte bu sebeplerden Erdoğan’ın alışveriş merkezi olarak kullanılacağı vurgusuyla Osmanlı kışlasının kopyasını yapma takıntısı, hangi siyasi görüşten ya da toplumsal kesimden olursa olsun pek çok kişiyi sinirlendirdi. Gecekonduların yerini gökdelenler alırken ve alışveriş merkezleri baharda çiçek hızıyla açılırken Gezi Parkı’ndaki 606 ağaç pek çok kişi için mühim bir mesele haline geldi.
Yoğun protestolar bu anlamda devrim değildi, hükümeti devirmeyi amaçlamıyordu, protestocuların amacı seslerini duyurmak ve Türkiye kitabına uydurulmuş bir demokrasi olsa bile, demokratik bir sistemin, herkesin haklarını garantiye alması ve tartışma ortamını teşvik etmesi gerektiğini göstermekti. Bu nokta hafife alınmamalı, hele de hükümetin muhafazakâr manzarasıyla –büyük oranda- uyuşmayan Türk gençliği söz konusu olunca. 20’li yaşlarının başındaki pek çok kişinin tek bildiği Başbakan Erdoğan; onlar katılabilecekleri yeni bir gerçeklik arzuluyorlar, toplumlarına katkıda bulunmak istiyorlar, sırf bir biranın keyfini çıkarıyorlar diye holigan olarak anılmak istemiyorlar. Aslında park protestosuyla Türkiye, gençliğinin, memleketi daha iyi bir yer haline getirmenin parçası olmayı ne kadar çok istediğini gösterdi.
Son olarak, artık protestocular Taksim Meydanı’ndayken ve polis barikatlarını püskürtmüşken, Başbakan Erdoğan ve tüm bakanlarına gösterdiler ki, dünyanın en büyük göz yaşartıcı gaz stoklarından birine sahip olsanız bile bu, muhaliflerinizi susturmaya yetmez. Bu protestolar, Erdoğan’a küstahlığıyla toplumun kayda değer bir kısmını kızdırdığına dair güçlü bir mesajdır, belki de cumhurbaşkanı olma dileğinin hiç de şıpınişi gerçekleşmeyeceğinin işaretidir.
*New York City Üniversitesi
Başbakan Erdoğan’ın dinlemesi gerek
Halk protestoları tehlikeli, kontrol edilemeyen bir yangının hızıyla tüm Türkiye’ye yayıldı. En az 67 kent yürüyüşlere sahne olurken göstericiler İstanbul’un kalbindeki Taksim Meydanı’nı de facto ele geçirdi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan son ikisi ezici çoğunlukla olmak üzere üç seçim kazandı ve süregiden ekonomik patlama yarattı. Ama bu protestolar durduk yere patlak vermedi. Erdoğan’ın liderliğindeki AK Parti ’nin İslami eğilimleri Atatürk ’ün 90 yıl önce biçimlendirdiği laik cumhuriyetle giderek daha fazla çatışıyor. Başbakan Türklere ‘üçten fazla çocuk yapmalarını’ söyleyip içki içen insanlardan ‘alkolik’ diye söz edip alkol satışını kısıtladığında, doğal olarak pek çok kişi asıl niyetini sorguluyor.
Üstüne üstlük Erdoğan’ın otoriter güdüleri var ve eleştirilmeye gelemiyor. Dikkate şayandır ki, Türkiye’nin diğer ülkelerden daha fazla gazeteciyi demir parmaklıklar altında tutmak gibi şaibeli bir şöhreti de var. Gazetecileri Koruma Komitesi’ne göre halen 49 gazeteci hapiste çürüyor. Türkiye’deki medyanın büyük kısmının protestoları görmezden gelmesi de Erdoğan’a karşı gelmeye çekindiklerinin göstergesi.
Başbakan, ağırbaşlı ve duygusal bir insan olduğu kadar, halk desteğinin kaynağını koruyan usta bir siyasetçi de. Polis cuma günü İstanbul’u gaza boğup belki de can aldığında, bunun ‘aşırı güç kullanımı’ olduğunu kabul etmesi akıllıcaydı. Bu, Mısır’da Hüsnü Mübarek’i deviren Tahrir Meydanı protestolarının Türk versiyonu değil.
Yine de Erdoğan, bu seslere kulak verip karşılıksız bırakmazsa iyi eder. AB’ye üye olma ihtimali bulunan, Suriye ve İran’a komşu olan Türkiye’de huzursuzluğun sürekli hale gelmesi, hepimizi etkiler.
(Başyazı)