Yüksekova Güncel

Tülay Hatimoğulları: ‘Barışın gemisini o limana vardıracağız’

Güncel

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin 5’inci Olağan Kongresi’nde konuştu.

Tülay Hatimoğulları, üç yıl önce gerçekleştirilen kongreden bu yana dünyada birçok değişikliğin yaşandığını ifade ederek, dünyada ve Ortadoğu’daki artan silahlanma ve savaş koşullarına dikkat çekti. Küresel ölçekte büyük göç dalgalarının da yaşandığını dile getiren Hatimoğulları, küresel sermayenin krizinin bedelinin açlık ve yoksulluk olduğunu  belirtti.

‘Kürt meselesinin çözümü bir zorunluluktur’

Sistemin çoklu krizleri yönlendirmek için baskı rejimlerini arttırdığını belirten Tülay Hatimoğulları, Türkiye’nin de en hareketli bir coğrafya olduğunu söyledi.

Tülay Hatimoğulları, “Bir tarafında Doğu Akdeniz’deki sıcak gelişmeler diğer tarafında Karadeniz’deki top ve mermi sesleri. Balkanlardaki gerilimlerin, Asya’daki kavgaların sesi Türkiye’nin kalbinden duyuluyor. Ve böyle zamanlarda bir toplumun en büyük gücü barıştır. Dünyadaki bu gelişmeleri sadece emperyalizmin cephesinden değerlendiremeyiz. Bu ağır koşullara karşı halkların, toplumların mücadele dinamiklerinin büyüme olasılıklarını görmeliyiz. Bu anlamıyla enternasyonalist bir barış mücadelesini örmek son derece önemlidir” dedi.

Tülay Hatimoğulları, Türkiye’nin yüz yıllık Kürt meselesini demokratik yollarla çözmesinin bir tercih değil, zorunluluk olduğunu söyledi. Tülay Hatimoğulları, “Önümüzdeki yüzyılda nasıl bir ülkede yaşayacağımızı belirleyecek tarihsel bir sınavdır” dedi.

‘Kongre üç yılın muhasebesi’

Kongrenin aynı zamanda üç yılın muhasebesi olduğuna dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, “Siyasetin dili, haber alma biçimleri, örgütlenme yöntemleri değişiyor. Biz de değişiyoruz. Ve değişmeye, dönüşmeye devam etmek zorundayız. Üç yıl boyunca bazen toplumun önünde bazen gerisinde yürüdük. Bazen halkımız bizi uyardı. Bazen bir yolu tarif etmeye çalışırken o yolun başka türlü yürünebileceğini toplumdan öğrendik” diye belirtti.

‘Her acının kendi adı, kendi hikâyesi var’

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim’de DEM Parti sıralarına giderek tokalaşması ile yeni bir sürecin başladığını hatırlatan Tülay Hatimoğulları, akabinde PKK’nin feshi, silah yakma töreni, Meclis’te komisyon kurulması ve çerçeve yasanın çıkması gibi gelişmelerin yaşandığını belirtti.

Tülay Hatimoğulları, bu günlerde özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenlerin kimliklerinin açıklandığı ve taziyelerin kurulduğunu belirterek, başta Kürt halkı olmak üzere tüm halklara baş sağlığı diledi. Tülay Hatimoğulları, şöyle devam etti: “Bu topraklarda Kürt meselesi farklı dönemlerde farklı isimlerle konuşuldu. Bazen inkar edildi, reddedildi, bazen yok denildi. Bazen güvenlik başlığına sıkıştırıldı. Bazen konuşmanın kendisi suç sayıldı. Bazen çözüm ihtimali belirdi, ardından kapılar hemen kapandı. 1990’ların hafızasını bu toplum hala taşıyor. Boşalan köylerin, faili meçhullerin, cezaevlerinin, çatışmalarda yaşamını yitiren gençlerin, çocuklarını bekleyen ailelerin hafızası hala aramızda. Çatışmalarda evladını kaybetmiş asker ailelerinin acısı bu ülkenin hafızasında. Acılar yarıştırılmaz. Her acının kendi adı, kendi hikayesi var.”

‘Barışacağız, başaracağız’

Barışın ortak acıların bitmesini amaçladığını ifade eden Tülay Hatimoğulları, “Hepimiz için kritik soru hiçbir halkın onurunu çiğnetmeden barışı büyütecek miyiz? Bu süreci başarıyla neticelendirecek miyiz? DEM Parti’nin bu sorulara cevabı nettir: Bizler barışacağız, bizler başaracağız. Bunun için daha çok çalışacak, çok daha fazla emek verecek ve barışı bu topraklara armağan edeceğiz. Barışı silahların susmasından daha büyük düşünmeliyiz. Çünkü barış; bir çocuğun gördüğü düştür. Bir işçinin alın terinin adil karşılığıdır. Bir emeklinin rahatça geçinebilmesidir. Bir gencin umudunun karşılık bulmasıdır. Bir kadının şiddetsiz, katledilmeden, özgür ve eşit yaşamasıdır. Barış doğanın talan edilmemesidir. Seçme ve seçilme hakkının korunmasıdır. Kayyımların ortadan kalkmasıdır. Düşünce, ifade, örgütlenme özgürlüğüdür. Gazetecinin, yazarın, aydınların, akademisyenin, bilim insanının, sanatçının işini özgürce yapmasıdır. Muhalefetin üzerindeki yargı baskısının bitmesidir. Bir Kürdün anadilini özgürce konuşabilmesidir” diye konuştu.

‘Kanun bir kapı açabilir’

Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı ile ortaya koyduğu iradenin tarihsel bir önemde olduğunu belirten Tülay Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Silahların bırakılması ve örgütün feshi konusunda üstlendiği sorumlulukla sürecin önünü ardına kadar açtı. Şimdi aynı ağırlık ve sorumlulukla Türkiye’nin siyaset kurumunun, devletin, Meclis’in ve hepimizin omuzlarındadır bu yük. Bundan sonraki süreçte hem çerçeve yasanın hayata geçmesi, hem çerçeve yasa sonrası beklemesi, siyasetin, devlet kurumunun ve parlamentonun şu an önünde duran en önemli görev ve sorumluluktur. Meclis 10 Ağustos 2026’da Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’u kabul etti. Bu kanunu önemsiyoruz. Her fırsatta ne kadar çok önemli olduğunu vurguladık. Ama aynı zamanda bu kanunun eksiklerini de belirttik. Hiçbir kanun kendi başına toplumsal barış yaratamaz. Kanun bir kapı açabilir. O kapıdan nasıl geçileceğini siyaset, hukuk ve toplum belirler. Şimdi önümüzde daha zor bir aşama var. O da barışı toplumsallaştırmasıdır. Barış mahalleye, okula, ailelere, hanelere, Meclis’e, belediyeye, her yere girmeli. Barış hiçbir iktidarın topluma bahşettiği bir lütuf değil. Bu ihtimali yıllar boyunca ayakta tutan büyük bir toplumsal mücadele ve emek ve bedeller var.”

‘Barışı kim kuracak?’

Eğer bugün İmralı’da bir masa kurulduysa bu verilen emek, mücadele, ödenen bedeller ülkenin geldiği koşulların dayatması ile olmuştur. O halde barışı kim kuracak? En can alıcı soru ve üzerinde durması gereken konu bu. Galatasaray Meydanı’nda kayıplarının fotoğraflarını yıllarca ellerinden bırakmayan Cumartesi Annelerinin hafıza ısrarı kuracak. Barış anneleri kuracak. Evladını askerlik yaparken kaybetmiş ailelerin acısı ve dirayeti kuracak. Kadın hareketinin birikimi, tecrübesi kuracak. İnsan hakları savunucularının dosyaları, gazetecilerin kayıtları, hukukçuların itirazları, akademisyenlerin çalışmaları, sanatçıların filmleri, romanları ve şarkıları kuracak barışı. Kürt halkıyla tarihsel, stratejik ittifak içinde olan sosyalistler, devrimciler, yurtseverler kuracak. Demokrasiyi savunan mütedeyyinler, sekülerler, sosyal demokratlar, Aleviler, bütün halklar ve inanç toplulukları kuracak. ‘Yaşasın halkların kardeşliği’ sadece bir söylem değil hukukla güvence altına alınması barışı inşa edecek.

‘Barış demokrasi ile taçlandırılmalı’

Türkiye’nin çoğulculuğu bu ülkenin zayıflığı değil. Yönetilmesi gereken bir kusur hiç değildir. Bu memleketimizin gerçekliği, zenginlidir. Türkiye toplumunun güçlenmesinin yolu demokratikleşmeden geçer. İç barış demokrasiyle taçlanırsa kalıcı olur. Sorunlarımızın birbiriyle ilişkili olduğunun bilincindeyiz. Birimizin haksızlık yaşadığı yerde, hiç birimizin özgür ve eşit olmayacağımızın farkındayız. Bu nedenle Cumhuriyeti demokratikleştirmek sadece Kürdün görevi değil. Bu hepimizin ortak mücadelesiyle mümkün olur. Cumhuriyeti demokratikleştirme yolunu Alevi yurttaşlarımızın eşit yurttaşlık mücadelesiyle birlikte yürüteceğiz. Şu net bilinmeli ki Alevi canlarımız partimizin kalbindedir, yüreğindedir. Her daim onların taleplerinin yanında olduk, olmaya devam edeceğiz.

‘Sürece eleştirel yaklaşanlar’

Sürece kaygılı, eleştirel yaklaşan kesimlere seslenmek istiyorum. Dostane, yapıcı öneri sunan, tartışan bütün kesimlerin eleştirileri baş göz üstüne. Bizim felsefemizde eleştiri-özeleştiri can suyudur, ilerleticidir. Sizden bir isteğimiz var. Birbirimize ihtiyacımız var, birbirimizi yalnız bırakmayalım, bunu bilelim. Bizleri bu süreçte yalnız bırakmayın. Eleştirilerinizle, farklılıklarımızla barışın yolunu beraber yürümeyelim. Gelin hep birlikte bu yolun zorluklarını aşalım. Birbirimize güç verelim. Silahların susması demokrasi mücadelesini büyütmek için muazzam olanaklar açıyor. Demokrasi mücadelesinin siyasal, toplumsal bütün özneleri olarak bunu en güçlü şekilde değerlendirebilmeliyiz. Türkiye’deki anti demokratik uygulamalar kendiliğinden ortadan kalkmaz. Türkiye kendiliğinden demokratikleşmez.

‘Büyük dönüşüme hazırlanıyoruz’

Bu kongrenin anlamını tam da burada yatıyor. Bu bir hazırlık kongresidir. Bir eşik kongresidir. Güçlenmeye, güç katmaya davet kongresidir. Geride bıraktığımız dönemin deneyimlerini yanımıza alıp önümüzdeki büyük dönüşüme hazırlanıyoruz. Kendimizi tekrar etmek için değil; kendimizi yenileyebilmek için buradayız. Kendimizi yeniledikçe demokratik bir yönetimin inşasına talip olabiliriz. Değişerek yönetmeye; adaletli, eşit, özgür, demokratik bir inşaya hazırız. Toplum değişirken aynı kalan bir parti olamayız. Barışın dili değişirken eski dili kullanamayız. Kürt meselesi yeni bir evreye girerken siyaseti eski araçlarla sürdüremeyiz. Önümüzde kolay bir dönem olmadığının farkındayız. Barış süreçleri düz yollar değildir, engebelidir, incedir, zordur emek ister. İtirazlar olabilir. Provokasyonlar olabilir. Güvensizlikler çıkabilir. Eski korkular yeniden hatırlanabilir. Bazen devlet ağır davranabilir. Bazen siyaset cesaretini kaybedebilir. Bazen toplum yorulabilir. Am bizim görevimiz tam burada başlıyor. Barışı günlük havaya göre savunmayacağız. Çünkü barış bizim için bir konjonktürel tercih değildir. Bu topraklarda birlikte yaşamanın en ciddi siyasal programıdır.

‘Barışın gemisini limana vardıracağız’

Yüz yıllık meseleler bir günde çözülmez. Ama yüz yıllık meselelerin kaderi bazen birkaç yıl içinde değişebilir. Bir adım atılarak değişebilir. Şimdi böyle bir zamanın içindeyiz. Ve bu zamanı en doğru şekilde değerlendirmeliyiz. Bu zaman bizden öfke kadar akıl, hafıza kadar yenilenme, cesaret kadar sabır ve kararlılık istiyor. Ve belki en çok da birbirimizi duymayı dinlemeyi istiyor. Üç yılın muhasebesinden çıkaracağımız en büyük ders budur. Biz geçmişimizi inkâr etmeyeceğiz. Bu topraklarda çekilen acılarımızı unutmayacağız. Ödenen bedeller asla unutulmayacak. Ama şu bir gerçek ki biz yaşanan bütün acılarla yüzleşeceğiz. Ama çocuklarımızı o acıların içinde yaşamaya da mahkûm etmeyeceğiz. Şu bilinsin ki barışın gemisini o limana vardıracağız. Bizler o gemiyi limana mutlaka ama mutlaka ulaştıracağız.”  (MA)

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.