Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisi AK Parti’nin Meclis’teki grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulunuyor.
2026 Dünya Kupası plaf of finalinde Kosova’yı mağlup ederek Dünya Kupası’na katılmayı hak hazanan Türkiye takımını tebrik ederek konuşmasına başlayan Erdoğan, halkların Ramazan ve Newroz Bayramı’nı da kutladı. Erdoğan, “Nevruz’u anlamına ve ruhuna uygun şekilde idrak eden aziz milletimize sağduyusundan ötürü tekrar teşekkür ediyor, Nevruz’un da hayırlara vesile olmasını diliyorum” dedi.
Erdoğan’ın konuşmasında öne çıkanlar şöyle:
‘Etrafımız ateş çemberine döndü’
İran Savaşı’na değinen Erdoğan, şunları söyledi:
“AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak biz bilhassa bölgemizin içinden geçtiği sancılı atmosferde üslubumuza çok özen gösteriyoruz. Kelimelerimizi tartarak konuşuyor, kırıcı olmamaya özellikle gayret ediyoruz. Sağduyuyu, serinkanlılığı, sükûneti elden bırakmıyoruz. 86 milyonun hükümeti olduğumuzu, 86 milyonun her bir ferdinin kutsal emanetini taşıdığımızı, vatandaşlarımızın tamamının gözünün üzerimizde olduğunu bir an olsun aklımızdan çıkarmıyoruz.
Dikkat ederseniz Ramazan-ı Şerif boyunca ana muhalefetin şahsımıza ve partimize yönelen, çoğu zaman edep ve siyasi nezaket sınırlarını fazlasıyla aşan saldırgan söylemleri karşısında itidalimizi koruduk ve kimi zaman duymazdan geldik. Kimi zaman genel başkanın acemiliğine verdik. Kimi zaman belki kendilerine çekidüzen verirler, akıllarını başlarına alırlar, hatalarını anlayıp doğru yolu bulurlar umuduyla hareket ettik. Mecbur kalmadıkça, iş çığırından çıkmadıkça, milletimizin hak ve hukukuna yönelik bir taciz olmadıkça sataşmalarına cevap vermedik. Etrafımız ateş çemberine dönmüşken, sınırlarımızın hemen ötesinde füzeler ve dronlar havada uçuşuyorken, konsantrasyonumuzu bozacak, bizi meşgul edecek her türlü siyasi tartışmadan uzak durduk. Herkes bilsin ki sükûtumuz atılan iftiraları, yapılan edepsizlikleri sineye çektiğimizden değildi. Tam aksine edebimizdendi, vakarımızdandı. Ne demiş büyükler? Nadan ile sohbet zordur bilene. Çünkü nadan ne gelirse söyler diline. İşte biz de nadan ile muhatap olmak, vaktimizi ve nefesimizi israf etmek yerine sadece işimize odaklandık, milletimize hizmet etmeye odaklandık.
Değerli kardeşlerim, bugün bir kez daha açık açık söylemek isterim. Biz 23 yıldır olduğu gibi bugün de laf üstüne laf koymanın değil, taş üstüne taş koymanın çabasındayız. Biz Türkiye’yi küresel bir oyuncu hâline getirmenin mücadelesi içindeyiz. Biz coğrafyamızın farklı köşelerinde akan gözyaşlarını silmenin, akan kanı durdurmanın, mazlum ve mağdurlara zor günlerinde el uzatmanın derdindeyiz.”
‘5G teknolojisini ülkemize kazandırdık’
5G tekonolojisine ilişkin de konuşan Erdoğan, “Türkiye bugünden itibaren 5. nesil mobil haberleşme hizmetleri, kısa adıyla 5G teknolojisi ile fiilen tanışmış oldu. Ülkemizin rekabet gücünü artıracak, haberleşme, teknoloji, enerji ve üretim verimliliğimizi yükseltecek, dijital bağımsızlığımızı perçinleyecek 5G teknolojisini ülkemize kazandırmanın bahtiyarlığını yaşadık. Şimdiye dek kullanılan 4.5G teknolojisinden 10 kat daha hızlı veri aktarımı sağlayan 5G, inşallah ülkemizi dijital dönüşümün merkezine taşıyacak. Devrim niteliğindeki bu önemli teknolojiyi Türkiye’de aşamalı bir stratejiyle yaygınlaştıracağız” dedi.
Özel ve CHP’yi hedef aldı: ‘Darbeciliğin ve cuntacılığın kitabını CHP yazmıştır’
Konuşmasında CHP’yi de hedef alan Erdoğan, şunları söyledi:
“Bizim ülkemizi bölgemizdeki yangından korumak gibi bir vazifemiz var. Bizim hizmetkârı olmaktan şeref duyduğumuz aziz milletimizin lokmasını büyütmek, refahını artırmak, huzurunu temin etmek, geleceğine güvenle bakmasını sağlamak gibi ağır bir mesuliyetimiz var. Bunları hiçbir zaman unutmayacağız. İhmal etmeyeceğiz. Hedeflerimizle aramıza kimsenin girmesine izin vermeyeceğiz. Son günlerde muhalefetin iyice zıvanadan çıkan çirkin üslup ve tavırları nedeniyle bu değerlendirmemi sizlere hatırlatmakta fayda görüyorum.
Bir defa hepimiz şunun farkında olmalıyız. Türk milleti irfan sahibi, basiret ve feraset sahibi bir millettir. Bu milletin gözünü boyayamazsınız. Bu milleti kandıramazsınız. Bu millete siyasi hokkabazlığı, siyasi cambazlığı, lafazanlığı siyaset diye yutturamazsınız. Bu aziz millet eğriyi doğrudan, samimiyi kolpacıdan, yalancıyı dürüstten, ahlaklıyı ahlaksızdan ayırmasını, bunların tefrikini yapmasını çok iyi bilir. Hiç kuşkunuz olmasın. Milletimiz AK Parti ve Cumhur İttifakı ile ana muhalefet partisi CHP arasındaki seviye, üslup, kalite, duruş ve vizyon farkını çok net görmekte, bunun değerlendirmesini en güzel şekilde yapmaktadır. Ana muhalefet partisinin Ramazan’da bile ara vermediği, dahası son günlerde iyice çirkinleştirerek sürdürdüğü saldırgan söylemlerini benim vatandaşım elbette takip etmekte, bunlara hak ettiği notu vermektedir. Bundan zerre kadar şüphe duymadım ve duymuyorum. Ellerine geçirdikleri her fırsatı şahsımıza ve partimize yönelik bir hakaret senfonisine dönüştürerek unutmasınlar ki bizi ve partimizi değil, sadece kendilerini küçük düşürürler. Biz bu oyuna hiçbir zaman alet olmadık, olmayacağız. Bilhassa içinden geçtiğimiz hassas dönemde öfkenin, nefretin, çatışma ve kavga dilinin siyaseti zehirlemesine göz yummayacağız. Fakat gerektiğinde haddini bildirmenin, kırk yama kaftan giydirmekten daha üstün olduğunu da çok iyi bileceğiz.
Şimdi değerli kardeşlerim, bu ülkenin cumhurbaşkanına, bu ülkenin iktidar partisine çok seviyesiz şekilde dil uzatmak, çok çirkin ifadelerle hakaret etmek, ana muhalefetin başındaki zat dâhil kimsenin hakkı da değildir, haddi de değildir.
Çünkü bu ülkede darbeciliğin ve cuntacılığın kitabını CHP yazmıştır. Türk siyasi tarihini açıp bakın, orada darbecilerle kol kola yürüyen CHP’yi görürsünüz. Orada puslu havalarda darbecilere mihmandarlık yapan CHP ile karşılaşırsınız. Orada üniversite öğrencilerinin kıyma makinelerinden geçirildiği yalanıyla darbeye ortam hazırlayan CHP’yi bulursunuz. Ülkemizde darbe geleneğini başlatan 27 Mayıs’ın baş aktörü CHP’yi görürsünüz. 12 Mart muhtırasının arkasında CHP’nin silüeti vardır. 12 Eylül darbecilerinin ilham kaynağı aynı şekilde CHP ideolojisidir. 28 Şubat’ın müsebbibi en az devrin vesayetçileri kadar CHP zihniyetidir. 3 Kasım 2002’den beri Türkiye demokrasisini hedef alan provokasyonların tamamında CHP’nin parmak izi vardır. 27 Nisan bildirisi öncesinde toplumu ve siyaseti geren CHP’dir. Gezi olaylarında sokak darbesine yeltenenlerin sırtını sıvazlayan CHP’dir. 17-25 Aralık darbe teşebbüsünde darbecilere çanak tutan CHP’dir. 15 Temmuz ihanetine kontrollü darbe iftirası atarak darbecileri aklamaya çalışan yine CHP’dir. Kimse kusura bakmasın ama Türkiye’nin siyasi terimler sözlüğünde darbeci ve cuntacı sıfatının karşısında CHP yazar. Darbecilik CHP’nin karakteridir, ruhudur, kimliğidir. Darbeye ve darbecilere destek vermek CHP’nin, unutmayın, milli sporudur.
Bakınız burada CHP’nin darbe sever karakterini gözler önüne seren son derece ibretlik bir anekdotu sizlerle paylaşmak istiyorum. Özellikle CHP’nin sokaklarımızı ateşe vermek için öne sürdüğü gençlerimizin bu hatıratı çok ama çok iyi dinlemesini kendilerinden rica ediyorum. Bakın sevgili genç arkadaşlarım bir gün merhum Jandarma Yüzbaşı Ahmet Er’in yolu Davutpaşa Kışlası’na düşer. Darbenin ayak sesleri işitilmektedir. Niyeti arkadaşı Binbaşı Orhan Erkanlı’yı ziyaret etmektir. Daha sonra CHP sıralarında milletvekilliği yapacak olan Erkanlı, Davutpaşa’da tank tabur komutanıdır. Ahmet Er, iki sivil ile görüşme hâlinde olan Erkanlı’nın odasına girer. Odaya girince içeride bulunan iki yabancı bir anlık şaşkınlık yaşar. Binbaşı Erkanlı hemen duruma müdahale eder, onlara döner ve “Yüzbaşım yabancı değil, devam edin.” der. Bunun üzerine sivil şahıs konuşmaya, daha doğrusu Erkanlı’ya bilgi vermeye devam eder. “Efendim Saraçhane’de iki grubu birbirleriyle çatıştırdık. Kavga bütün şiddetiyle devam ediyor. Başka bir emriniz var mı?” diye de ekler. “Teşekkür ederim, böyle devam edin.” diyen Erkanlı bir süre sonra onları yolcu eder. Ahmet Er, şaşkınlıkla “Binbaşım, bu adamlar kimdir?” diye sormaktan kendini alamaz. Erkanlı’nın cevabı oldukça manidardır. “Bunlar Halk Partisi milletvekilleridir.” Bu duruma Ahmet Er, “Memleketin genç evlatlarını birbirlerine kırdırıyorlar. Bu ne haince iştir.” sözleriyle tepki gösterir. Erkanlı ise olaya “Öyle bakma, onlar ihtilale zemin hazırlıyor.” karşılığını verir.
Evet, işte CHP budur. CHP zihniyeti budur. CHP’nin demokrasiye, CHP’nin milli iradeye, gençlerimize bakışı budur. Kardeşlerim, bunların nazarında gençler kimi zaman darbelere ortam hazırlamak, kimi zaman yolsuzlukları aklamak için kullanılıp atılacak bir sarf malzemesidir. Tekrar söylüyorum. CHP bu ülkede darbeciliğin vücut bulmuş, somutlaşmış, tecessüm etmiş hâlidir. Nasıl tenekeyi sarıya boyamakla altına dönüşmezse CHP’nin genlerine işlemiş darbeci zihniyeti de değişmez. Eğer değişirse geriye CHP diye bir yapı kalmaz.”
Çok değerli kardeşlerim, karşımızda ne kalibremize, ne kalitemize ne de sikletimize uygun bir siyasi rakip var. Maalesef ana muhalefet partisinin genel başkanlık koltuğunda ağzı bozuk, ruh hâli bozuk, önüne gelene hakaretler savuran, dahası hakaretlerinden yüzü dahi kızarmayan bir karakter bulunmaktadır. CHP’li vatandaşlarımızın da giderek pervasızlaşan bu söylemlerden, bu akıl ve ahlak tutulmasından rahatsızlık duyduğunu çok iyi biliyoruz. Ben bu seviyesizliği hiç kimseye değil, aziz milletime şikâyet ediyorum, aziz milletime havale ediyorum.”
‘Belediye kaynakları CHP’li başkanların hanı değildir’
“Burada CHP’nin başındaki zata sadece şu hatırlatmayı yapmak istiyorum. Kabahat samurdan kürk olsa kimse üstüne almazmış. Bunu anlıyoruz. Siz de bugüne kadar yoldan geçen vatandaştan, havada uçan kuşa kadar ilgili ilgisiz herkese suç attınız, kabahat buldunuz, günah keçisi ilan ettiniz. Ama bir gün olsun “Hırsızın hiç mi suçu yok?” sorusunu sormadınız. Özellikle biz dik durduk. Yolsuzluğu ihbar edenlerle, rüşvet verdim diyenlerle uğraştığınız kadar rüşveti alanlarla, yolsuzluk yapanlarla, esnafı haraca bağlayanlarla, belediyeleri arpalığa çeviren karakter fukaralarıyla uğraşmadınız. Kusura bakmayın. Fakat bu ülke CHP’nin hanı yağması değildir. Belediye kaynakları CHP’li başkanların hanı değildir. Dolayısıyla hiç kimse size “Yiyin efendiler yiyin. Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin.” demez, diyemez, demeyecektir.
Türkiye Cumhuriyeti’nde kimsenin suç işleme, yolsuzluk yapma, milletin emanetine ihanet etme ayrıcalığı yoktur. Üstünlerin hukukunun egemen olduğu günler eski Türkiye’de kalmıştır. Çalanın, çırpanın, soyanın yanına kâr kaldığı günler artık geride kalmıştır. Daha önce defalarca söyledim, bugün tekrar ifade ediyorum. Biz bu sürecin tarafı değiliz. Sadece milletimiz adına hakkın yerini bulmasının takipçisiyiz. Bunun da hukukun temel ilkeleri çerçevesinde yapılmasını arzu ediyor, adil ve tarafsız bir yargılamayla gerçeklerin ortaya çıkarılmasını, suçu sübut bulanlardan hukuk önünde hesap sorulmasını, adaletin tecellisi ile birlikte Türkiye’nin safralarından kurtulmasını istiyoruz.”
‘Savaş, tehdit ve tehlike düzeyini artırarak devam ediyor’
“Aziz milletim, değerli milletvekilleri, bölgemizde 28 Şubat’ta başlayan ve bir ayını dolduran savaş, tehdit ve tehlike düzeyini artırarak devam ediyor. Önceliğimiz ülkemizin bu fırtınalı dönemi kazasız belasız atlatmasıdır. Türkiye’yi bu yangının uzağında tutmakta kararlıyız. Hükümet olarak muhalefetin bizi çekmek istediği tuzaklara düşmeden, temkinli, itidalli, dengeli ve rasyonel bir zeminde bu süreci yönetiyoruz. İçişleri Bakanımız, İslamabad’da düzenlenen Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan dışişleri bakanlarının bir araya geldiği dörtlü toplantıya iştirak etti. Toplantıda endişelerimizi ve savaşı durdurmak için atılabilecek müşterek adımları dile getirdik.
Savunma Bakanımız, MİT Başkanımız ve diğer ilgili arkadaşlarımız kendi görev alanları içinde yoğun gayret sarf ediyorlar. Türkiye’nin tavrı çok berraktır. Bölgemizde barışın hâkim olması için ne yapılması gerekiyorsa bunları tereddütsüz yapmayı görev biliyoruz. Akan kanın durması, gözyaşının dinmesi, silahların susması, sorunların diplomasiyle çözülebilmesi için şayet iğne ucu kadar dahi umut varsa bunu değerlendirmek boynumuzun borcudur. Şunu ifade etmeliyim ki savaşın başından beri Türkiye’nin ilkeli duruşu, tavrı, dünyaya ve bölgeye verdiği mesajlar insanlığın ve vicdanın sesi olmuştur.”
‘Bölgesel bir iç çatışmaya dönüşme riski var’
“Değerli kardeşlerim, kardeş ve dost ülkelerin yaşadığı acıların bir an önce son bulmasını samimiyetle arzu ediyoruz. Ancak bölgemizi bekleyen tehlikelerin başında savaşın uzamasının yanı sıra bölgesel bir iç çatışmaya dönüşme riski vardır. Enerji, ulaştırma ve sivil altyapıya yönelik misillemeler maalesef bu ihtimali artırmaktadır. Şunu burada açıkça ifade etmek mecburiyetindeyim. Bölgemizi yangın yerine çevirmekle kalmayıp tüm insanlığın omuzlarına çok ağır bir ekonomik yük bindiren bu hukuksuz savaşın birinci derecede sorumlusu çatışma, kaos ve kriz bağımlısı İsrail hükümetidir. Savaşın yeni cepheler açılmak suretiyle devam etmesine sebebiyet verecek her gelişme İsrail’in kanlı stratejisine hizmet edecek, bölgemize ise kaybettirecektir. Savaşta dökülen her damla kanın Netanyahu’nun siyasi ömrünü uzatacak bir can suyu olacağı unutulmamalıdır.
Bir diğer önemli husus şudur. İran’la savaşın küresel barış vizyonuna hizmet etmediği, tam tersine bu vizyonu sabote ettiği, zora soktuğu, dinamitlediği gayet açıktır. İnsanlığın sıkıştırıldığı bu kapandan kurtulması için eldeki en büyük imkân diplomasidir. Diyalogtur. Uzlaşmadır. Maksimalist taleplerde ısrar etmek yerine asgari müştereklerde buluşmaya çalışmaktır. Akıl bunu gerektirir. Vicdan bunu gerektirir. Uluslararası hukuk, adalet ve hakkaniyet bunu gerektirir. Temennimiz aklıselimin egemen olduğu, böylece daha fazla kan dökülmeden barışa giden yolun açılmasıdır. Biz bunun için elimizle birlikte gerekirse gövdemizi de taşın altına koymaya devam edeceğiz.”