"Kürt Açılımı" adı altında geliştirilmek istenen sürecin başlangıcında, Kürtlerin bu sürece ne kadar hazır olduklarını anlamakta ve bu sürecin öncesinde nelerin olduğunu görmekte yarar var.
Kürt açılımından önce, yoğun olarak tartışılan bir Kürt Konferansı konusu vardı. Bu konu her ne kadar unutulmaya / unutturulmaya çalışıldıysada, bu konunun Türkiye"deki yeni süreci etkilediği inkar edilemez.
``Kürtlerin kendi sorunlarını çözmeleri`` konusunda ne kadar hazırlıklı olduklarını konunun sözden pratiğe dönüşememesinden anlayabiliriz. Elbette, burada, Kürtlerle ilgili olması gerekenlerin gerçekleşememesinin vebalini sadece Kürtlere yüklemek yanlıştır.
Yaklaşık 5 aydan beridir özellikle gündemde olan konu Kürt Konferansı konusu olmasına rağmen, konunun yönünün Türkiye"de Kürt Açılımı sürecine dönüşmesi düşündürücüdür. Burada ister istemez Türkiye"nin taktik ve stratejik davranarak süreci kendi lehine çevirmeye çalışması, ancak gerçekte Kürt sorununda rolü olması gereken tarafları olabildiğince dışardan tutmaya çalışması, dikkate değer bir diğer gelişme olarak öne çıkıyor.
Herkesin bildiği gibi Kürt Konferensı, Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani yönetiminde bölgenin başkenti Erbil"de yapılması beklenen bir konferanstı. Başta hem Türkiye"nin buna sıcak bakması hemde PKK"nin karşı çıkmaması, herkeste Kürtlerin beklenen tek güç olma ve kendi sorunlarını kendi içinde çözme beklentisi yarattı. Kürt Konferansı"nın bir Kürt liderin başkanlığında yapılacak olması ve buna ulusal bir renk verilmesi birilerinin taktik ve staratejik çıkarlarına uygun değildi.
Bir Kürt Konferans"nın yapılması ve bu konferansa bütün ülkelerden Kürt parti ve oluşumlarının liderlerinin katılacak olması elbetteki Kürtler açısından çok önemliydi. Zira Kürtler ilk defa bir araya gelerek kendi sorunlarını tartışacaklardı.
Olabilecek olası bir Kürt Konferansı"nda ise öncelikli konunun Türkiye"de Kürt Sorunu"nun çözümü olduğunu unutmamak gerekiyor. Hal böyleyken, Türkiye"nin burada sessiz kalması düşünülemez. Zira mesele kendi içindeki bir sorunla doğrudan ilişkili. Türkiye, olası bir Kürt Konferansı"nın kendi lehine sonuçlanmayacağını çok iyi bildiğinden meseleyi kendi içine çekmeye çalıştı.
Bir yandan Kürdistan Bölgesi Mesut Barzani yönetiminde ve bütün Kürt parti ve oluşumların katılacağı bir konferans, öte yandan ise Türkiye"de mevcut iktidarın yönetiminde bir açılım.
Bunlar elbetteki tesadüf değildir. Bütün bunlar, uzun uzun düşünülerek atılan adımlar ve Türkiye burada öncelikli rolü oynayarak meseleyi kendi lehine çevirmeye çalışacaktır. Aslında, Türkiye açısında meseleye bakılırsa, çıkarlar düzeyinde, olması gereken de budur. Çünkü Türkiye burada kendi çıkarlarının dışında olabilecek herhangi bir gelişmeye sıcak bakmayacaktır. Ulusal nitelikli bir Kürt Konferansı ise açıktır ki Türkiye"nin çıkarları doğrultusunda değildir.
Türkiye"nin insiyatif alarak yapmaya çalıştığı açılımı tek yöne indirgemek yanlış olur. Ancak, Kürt meselesinin çok yönlü olarak düşünülmesi durumunda, yukarıda bahsedilen konunun da bu meselenin bir yönünü işgal ettiği görülmelidir.
[email protected]
