Yüksekova Güncel

Bir Dost, Bir Öğretmen, Bir İkram Hoca

Genel

ERSİN TEK/YAZDI

Yazar Ersin Tek, Yüksekova'da eğitim camiasını yasa boğan öğretmen İkram Anuk'un ölümüyle ilgili "Bir Dost, Bir Öğretmen, Bir İkram Hoca" başlıklı günün yazısını okuyucularıyla paylaştı.

ERSİN TEK'İN YAZISI ŞÖYLE:

Bazı insanların ölüm haberini duyduğunuzda, ölümün gerçekten gerçekleştiğine inanmak istemezsiniz.

Sanki birazdan çarşının bir ucundan görünecek, her zamanki hızlı adımlarıyla yanınızdan geçecek. Elinde sigarası olacak. Kafası yine bin türlü düşünceyle dolu olacak. Belki selam verecek, belki sizi görmeden geçip gidecek.

İkram Hoca'nın ölümünü duyduğumda zihnimde ilk beliren şey buydu.

Çünkü onu birkaç hafta önce gördüm.

Avaşin Parkı'nda ailecek oturuyorduk. Karanlığın içinde, uzaktan yine o kendine has yürüyüşüyle geldiğini gördüm. Tek başına yürüyordu. Seslendim. Çayları alıp yanına gittim.

Oturduk.

Her zamanki gibi önce şakalaştık. Sonra sohbet derinleşti. Evlilikten konuştuk, insanlardan konuştuk, hayattan konuştuk. Hz. Peygamber'in hikmet dolu sözlerinden bahsettik.

O gece yine İkram Hoca'ydı.

Sözlerinde, tespitlerinde insanı durup düşündüren bir taraf vardı, hikmet vardı. Bazen öyle bir cümle kurardı ki, insan onun zihninin nerelere gittiğini merak ederdi.

Şimdi düşünüyorum da…

İnsan, bir dostuyla yaptığı son sohbetin son sohbet olduğunu bilse, acaba o geceyi nasıl yaşardı?

Ben bilmiyordum.

O da bilmiyordu.

Daha birkaç hafta sonra onu hastanede göreceğimizi, ardından yoğun bakıma kaldırılacağını ve bugün ölüm haberini alacağımızı hiç düşünmemiştik.

Hastalığını bile bilmiyorduk.

Son zamanlarda kilo verdiğini fark edenler olmuştu. Ama insan, sevdiği birinin ölümünü zihnine kolay kolay yaklaştırmıyor.

Hele genç bir insanın ölümünü…

İkram Hoca benim için kolay tarif edilebilecek bir insan değildi.

Şahsına münhasırdı.

İnsanlar onu kendi ölçüleriyle anlamaya çalışırdı. Birinin “çok farklı” dediğine başka biri başka bir anlam yüklerdi. Bazen davranışları konuşulur, bazen yalnızlığı, bazen insanlarla kurduğu tuhaf görünen ilişkisi…

Ama ben onun farklılığının altında başka bir şey görürdüm.

Hikmet.

Ve güzellik...

İçinde, bu dünyaya bütünüyle ait değilmiş gibi duran bir taraf vardı.

Sanki kendi dünyasında yaşıyordu.

Kapalı bir kutu gibiydi.

İçinde neler vardı, hangi acıları taşıyordu, hangi sözleri kendine saklıyordu, hangi hayalleri yarım kalmıştı; bunları tam olarak bilemedik.

Belki babasının ölümü onda derin bir yara bırakmıştı.

Belki yıllarca atanmayı beklemenin, işsizliğin ağırlığını taşıdı.

Belki sevdiği kızın başkasıyla evlenmesi başka bir kırılma bıraktı.

Belki bunların hepsi doğruydu, belki de hiçbirini tam olarak bilmiyoruz.

En doğrusunu Allah bilir.

Çünkü insanın iç dünyası, dışarıdan bakılarak bütünüyle anlaşılmıyor.

Biz çoğu zaman insanları kendi değer ölçülerimizle tartıyoruz.

Normal dediğimiz bir kalıp var.

O kalıba sığmayanı hemen anlamlandırmaya çalışıyoruz.

İkram Hoca o kalıba sığmadı.

Belki de onu anlamakta zorlanmamızın sebebi buydu.

Çarşının bir başından diğer başına hızlı hızlı yürürdü. Elinde sigarası, zihni kim bilir nerelerde… Bazen içtenlikle selam verir, bazen de yanından geçip giderdi.

İnsanlar bunu konuşurdu.

Ben ise hep aynı şeyi düşünürdüm:

Belki değişen İkram Hoca değildi.

Bizim ona bakışımız değişiyordu.

Öğrencileri de onu her zaman anlayamazdı. Fakat garip bir şekilde onu severlerdi. Belki öğrenciler, yetişkinler kadar insanları kalıplara sokmadıkları için onun içindeki güzelliği daha kolay görebiliyorlardı.

Ben de onu farklı severdim.

Çünkü herkesin gördüğünden başka bir İkram Hoca tanımıştım.

Bir de satranç oynardık.

Çok iyi oynardı.

Bir hamle için saatlerce, hatta günlerce düşünürdü. Bazen yanıma gelir, “Bu hamle için ne düşünüyorsun?” diye sorardı.

Neden bana sorduğunu çoğu zaman anlamazdım.

Sonra yine beni yenerdi.

Şimdi o satranç oyunlarını düşündükçe içim burkuluyor.

Dostum…

Neden gittin?

Daha seni satrançta yenecektim.

Bir gün mutlaka seni yeneceğimi düşünüyordum.

Ama hayatın önümüze koyduğu son hamleyi ikimiz de göremedik.

Ölüm geldi.

Ve ölüm bizi yendi.

Belki de İkram Hoca'nın hikâyesinin en acı tarafı burada.

Bazı insanların hayatı, daha başından itibaren ağırdır.

Babalarını genç yaşta kaybederler.

Yıllarca beklerler.

İş ararlar.

Bir kapının açılmasını beklerler.

Severler, kaybederler.

İçlerine atarlar.

Kimseye anlatmadıkları şeylerle yaşamaya devam ederler.

Sonra tam da hayatın biraz olsun hafiflemesini beklerken başka bir imtihan çıkar karşılarına.

İkram Hoca'nınki de böyle bir hayattı belki.

Ve şimdi bütün bunların üzerine genç bir ölüm geldi.

Bize geriye cevaplanması zor sorular bırakarak…

İnsan bazen ölümün karşısında söyleyecek söz bulamıyor.

Çünkü bazı ölümler sadece bir insanı aramızdan almıyor.

Bir ihtimali de ortadan kaldırıyor.

Bir gün yapılacak sohbetleri…

Birlikte içilecek çayları…

Bir satranç oyununu…

Söylenecek bir sözü…

Belki de yapılacak bir şakayı…

Hepsini yarım bırakıyor.

İkram Hoca'nın da hayatı yarım kaldı.

İçindeki uhdelerle, sırlarla, söyleyemediğimiz ve belki hiçbir zaman bilemeyeceğimiz şeylerle gitti.

Ben onun hayatının bütün hikâyesini bildiğimi iddia etmiyorum.

Zaten insan, en yakınındaki insanın bile bütün hikâyesini bilemez.

Ama bildiğim bir şey var:

Ben iyi bir insan tanıdım.

Farklı bir insan tanıdım.

Güzel bir dost tanıdım.

Yüksekova da iyi bir öğretmenini, güzel bir insanını kaybetti.

Ben ise bir dostumu kaybettim.

Son görüşmemizi düşündükçe, insanın hayatındaki bazı anların kıymetini ancak bittikten sonra anladığını bir kez daha görüyorum.

O gece çay içtik.

Güldük.

Uzun uzun konuştuk.

Sonra herkes kendi hayatına döndü.

Ben onunla bir daha konuşacağımı sandım.

O da muhtemelen bir daha görüşeceğimizi düşünüyordu.

Ama hayatın bazı vedaları sessizce gerçekleşiyor.

İnsan “hoşça kal” bile diyemeden…

Dostum, ruhun şad olsun.

Keşke bir satranç oyunumuz daha olsaydı.

Keşke bir gece daha Avaşin Parkı'nda otursaydık.

Keşke yine o derin sohbetlerden birini yapsaydık.

Bu defa belki seni dinlerken daha dikkatli dinlerdim.

Ama olmadı.

Sen gittin.

Biz kaldık.

Ve ben hâlâ o son hamleyi düşünüyorum.

Bu kez seni yenemedim.

Ölüm kazandı.

Allah rahmet eylesin.

Mekânın cennet olsun İkram Hoca.

Rabbim seni, bu dünyada taşıdığın bütün yüklerden kurtulmuş olarak karşılasın.

Biz seni, kendi ölçülerimize sığmayan hâlinle değil; bize bıraktığın güzel hatıranla hatırlayacağız.

Selametle dostum.

Bir gün, başka bir âlemde, yarım kalan satranç oyunumuza devam etmek üzere…

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.