Yüksekova Güncel

Sessiz Bir Evin Görünmez Kahramanı: Naciye Erekli

Genel

HELİN ABO/YAZDI

Helin Abo’nun kaleme aldığı bu dokunaklı portre, anneliğin sadece biyolojik bir bağ değil, bir insan ruhunun sınırlarını zorlayan muazzam bir direniş hikâyesi olduğunu gösteriyor. İşte bu güçlü anlatıdan yazısı şöyle:

Anneler Günü yaklaşırken, hepimizin dilinde aynı cümle dolaşır:
“Anne demek fedakârlık demektir…

Peki gerçekten öyle mi?
Her anne fedakâr olabilir mi, yoksa fedakârlık anneliğin içinden doğan bir kader midir?
Bugün bir annenin kapısını çaldım…
Sessiz bir evdi. Ama o sessizliğin içinde yılların yorgunluğu, sabrı ve direnci vardı.
O evde dört çocuk vardı… İkisi erkek, ikisi kızdı.
Ve o evde bir anne vardı… Tek başına.
Hem şefkatti, hem direnç…
Hem merhametti, hem mücadele…
Belki kimse onun ne kadar yorulduğunu bilmiyordu.
Ama o, kendi yorgunluğunu bir kenara bırakıp dört çocuğunun dünyasını ayakta tutuyordu.
Çünkü bazı insanlar sadece ebeveyn olmaz…
Bir ömrü tek başına sırtlanan görünmez kahramanlara dönüşür.
Ne şikâyet vardı dilinde, ne de isyan…
Sadece alışılmış bir mücadele, sessiz bir kabulleniş.
Öyle bir kabulleniş ki; insanın içini hem sarsan hem de derinden utandıran cinsten.
Sorduğumuz her soruya yorgunluk göstermeden, içten bir tebessümle cevap veriyordu.
Anlatırken gözlerinde bir eksiklik yoktu… Çünkü o, çocuklarında bir engel görmüyordu.
Onun dünyasında eksik olan hiçbir şey yoktu.
Bir yük taşımıyordu aslında…
Aksine, aralarındaki bağ; alışılmışın çok ötesinde, birbirine sıkı sıkıya tutunan bambaşka bir
dünyaydı.
Ama insan bazen en güçlü durduğu yerde bile sessizce kırılır…
O anne de yılların yükünü sadece bedeniyle değil, ruhuyla da taşıyordu.
Psikolojik destek görüyordu…
İlaç kullanıyordu…
Belki geceleri herkes uyuduğunda kendi sessizliğinde tükeniyor, kimseye göstermeden
ağlıyordu.
Ama sabah olduğunda yine dimdik ayağa kalkıyordu.
Çünkü annelik bazen kendi yaralarını içine gömüp, çocuklarına gülümseyebilmektir.
Elbet yoruluyordu…
Elbet zaman zaman hüzünleniyor, duraksamak istiyordu…
Ama o anneydi.
Dört ayrı hayatın hem sahibi hem omzuydu.
Anneliği tarif etmek kolaydır aslında…
Bir çocuğun saçını okşamak, ona yemek hazırlamak, uykusuz geceler geçirmek…
Ama bazı anneler vardır ki anneliği tarif etmez, anneliği yeniden yazar.
Bu anne de öyleydi…
Yorulmadan, bıkmadan,
“neden ben?” demeden geçen yılların içinde dimdik duran bir yürekti
o.
Dört çocuğun dünyasıydı, dört ayrı hayatın omzuydu.
Biz bazen küçük şeylerde tükenirken,
o bir ömrü sabırla sırtlanmıştı.
İşte o an anladım…
Her anne çocuk doğurabilir ama her kadın o kelimenin ağırlığını taşıyamaz.
Çünkü annelik sadece bir bağ değil, bir duruştur…
Bir vazgeçiştir bazen kendinden,
bir susuş, bir direniş, bir ömürlük adanmışlıktır.
Ve belki de en çok konuşulması gereken şey onun gücüydü…
Hem kadın olarak, hem anne olarak taşıdığı o sessiz ama sarsılmaz güç.
O, anneliği sadece yaşamıyor;
her gün yeniden yazıyor, yeniden var ediyordu.
Anneler Günü’nde çiçekler alınacak, mesajlar yazılacak…
Ama bazı anneler vardır ki onların hakkı ne bir güne sığar ne de birkaç cümleye.
O anne…
Belki kimsenin tanımadığı, kimsenin alkışlamadığı bir kahraman.
Ama bana göre annelik kelimesinin tam karşılığı.
Ve şimdi soruyorum:
Her anne fedakâr olabilir mi?
Cevap çok uzak değil…
Ama bazı anneler, bu sorunun cevabını yaşamlarıyla haykırır.
Yüreğiyle büyüten, kendi acısını içine gömüp çocuklarına umut olan, sabrıyla ayakta duran
tüm annelerin günü değil, ömrü aydınlık olsun…

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.