Sakık: 2 Mart darbesini asker ve siyasiler ele ele vererek yaptı
Sakık: 2 Mart darbesini asker ve siyasiler ele ele vererek yaptı
DEP milletvekillerinin 2 Mart 1994'te Meclis kapısından yaka paça çıkarılarak tutuklanmalarının üzerinden 19 yıl geçti. Bugün Kürt siyasetçilerine yönelik yapılan operasyon, gözaltı, tutuklama ve onlarca yıla varan hapis cezaları göz önünde bulundurulduğunda, DEP milletvekillerini tutuklayıp ceza veren zihniyetin hala mevcut olduğu görülüyor.
Kürt siyasetçilere yönelik baskılar iktidarlar değişse de değişmezken bunun en somut örneği ise 2 Mart darbesi ve sonrasında yaşanan tartışmalar olmaya devam ediyor. 1989 yılında Halkın Emek Partisi'nin (HEP) kurulmasıyla başlayan siyasi geleneğe karşı yürütülen baskı politikası ÖZDEP, DEP, HADEP, DEHAP, DTP ve en son BDP ile devam etti. Baskılar kimi dönemlerde milletvekillerini tutuklama olarak kendisini gösterirken, kimi dönemlerde parti kapatma, kimi dönemlerde ise Kürt partileri ve milletvekillerini küçük düşürücü haberler olarak kendisini hissettirdi.
Kurulan partiler kapatıldı
Ekim 1989'da Paris'te toplanan Kürt Konferansı'na katılan SHP milletvekilleri Kenan Sönmez, İsmail Hakkı Önal, Ahmet Türk, Mehmet Ali Eren, Adnan Ekmen, Mahmut Alınak ve Salih Sümer, 16 Kasım'da partiden ihraç edildi. İhraç kararını protesto eden Abdullah Baştürk, Fehmi Işıklar, Cüneyt Canver, Mehmet Kahraman, Arif Sağ ve İlhami Binici 23 Kasım'da, Kemal Anadol, Hüsnü Okçuoğlu ve Tevfik Koçak 1 Aralık'ta, Kamil Ateşoğlu ve Aydın Güven Gürkan da 13 Aralık'ta partiden istifa etti. Bunu Diyarbakır örgütündeki toplu istifalar izledi. Aralarında istifacı 10 milletvekilinin de bulunduğu bazı eski SHP'liler 7 Haziran 1990'da Halkın Emek Partisi'ni (HEP) kurdu. 1991 seçimlerinde SHP ile seçim ittifakına giren HEP, 18 milletvekiliyle Meclis'e girdi. "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozma amacını taşımak ve bu yolda faaliyette bulunmak" iddiasıyla kapatılması istendi. Anayasa Mahkemesi, 11 üyenin oybirliği ile 14 Temmuz 1993'de HEP'in kapatılmasına karar verdi. 1991 seçimlerinde SHP ile ittifak yaparak Meclis'e giren HEP'ten seçilen vekillerin kurduğu Demokrasi Partisi (DEP) de aynı akıbeti yaşadı.
Başbakan ve Genelkurmay'ın baskı söylemi
DEP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasından 10 gün önce dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, "Eşkıyayı Bekaa'da aramaya gerek yok. Maalesef bunların bir kısmı Yüce Meclis'in çatısı altındadır" diyerek, DEP'lileri hedef gösterdi. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller de tam da 2 Mart 1994 tarihinde partisinin grup toplantısında işaret verdi: "Meclis'te PKK'nın barındığı bir gölge vardır, bunu Meclis'in üzerinden kaldırmakla yükümlüyüz." Hemen ardından 6 DEP milletvekili ve bir bağımsız milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırıldı.
Milletvekilleri yaka paça gözaltına alındı
DEP milletvekilleri Orhan Doğan ve Hatip Dicle 2 Mart 1994'te Meclis'ten çıkışta sivil polisler tarafından yaka paça gözaltına alındı. Aynı gün Meclis'te yapılan oylamada DEP milletvekilleri Orhan Doğan, Hatip Dicle, Leyla Zana, Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve bağımsız milletvekili Mahmut Alınak'ın dokunulmazlıkları kaldırılmış ve Ankara 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Kürt milletvekilleri hakkında "derhal sorguya alma" emri vermişti. Orhan Doğan ve Hatip Dicle'nin ardından 4 Mart 1994'te Leyla Zana ve diğer milletvekilleri gözaltına alındı ve 17 Mart'ta Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'ne konuldu. 16 Haziran 1994'te Anayasa Mahkemesi, 7 Mayıs 1993'te kurulan DEP'in kapatılmasına ve 5'i cezaevinde bulunan 13 milletvekilinin tümünün dokunulmazlığının kaldırılmasına karar verdi. 1 Temmuz 1994'te Selim Sadak da gözaltına alındı ve 12 Temmuz'da tutuklandı. 3 Ağustos 1994'te tutuklu bulunan 6 eski milletvekiliyle başlayan DEP davası, 8 Aralık 1994'te sonuçlandı. Mahkeme sonunda Diyarbakır milletvekilleri Hatip Dicle ve Leyla Zana ile Şırnak milletvekilleri Orhan Doğan ve Selim Sadak'a Türk Ceza Kanunu'nun "Örgüt üyesi olmak" fiilini düzenleyen 168/2 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun ceza artırımını öngören 5. maddesi uyarınca, Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından 15'er yıl ağır hapis cezası verdi ve karar Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından da onandı.
DEP milletvekillerine tahliye kararı
Eski DEP milletvekillerinin 1996 yılında yaptığı başvuruyu, 2001 yılında sonuçlandıran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), DGM'nin tarafsız ve bağımsız olmadığı, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle, Türkiye'nin tutuklu vekillerin her birine 25 bin dolar ve mahkeme masrafı için ise toplam 10 bin dolar ödemesine karar verdi. Kamuoyunda 2. Uyum Paketi olarak bilinen 4793 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un Resmi Gazete'de yayımlandığı 4 Şubat 2003 tarihinde DEP milletvekilleri avukatları aracılığıyla yeniden yargılanma isteminde bulunmuşlardı. Yargıtay, yeniden yargılamada 15'er yıl hapsi onaylanan eski DEP milletvekilleriyle ilgili kararın bozulmasını isteyen Başsavcılık tebliğnamesinden iki gün sonra, avukatların tahliye istemini karara bağladı. 9. Ceza Dairesi, "gelinen safha ve cezaevinde geçen 10 yıl 3 ay 8 günlük süreyi" dikkate alarak, oybirliğiyle tahliye kararı verdi. Leyla Zana, Orhan Doğan, Hatip Dicle ve Selim Sadak, 9 Haziran 2004'te serbest bırakıldı. Orhan Doğan ve diğer bazı DEP'liler, 22 Temmuz seçimleri için bağımsız milletvekili adayı olmuşlardı.
Yargıtay kararına yorumlar
DEP'liler 9 Haziran 2004'te Yargıtay'ın kararı ile tahliye edildiğinde karar Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı ve hükümet tarafından olumlu karşılanmıştı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Yargıtay'ın tahliye kararını, "Bu mahkeme kararıdır. Söylenecek ne olabilir" diye yorumlarken, TBMM Başkanı Bülent Arınç da, "Yargının vermiş olduğu kararı daha önceki gibi saygıyla karşılıyorum. Ama bu kez olumlu buluyorum. Karar reform çalışmalarının uygulandığının bir göstergesidir" demişti. O dönem hükümet adına açıklama yapan dönemin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin ise, "Karar kamuoyunun beklediği bir karardı. Karara saygı duymak gerekir. Bu demokratikleşme yönünde bir adımdır" demişti. Dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek ise, DEP milletvekillerinin tahliye kararını, "Türk yargısı kendi üzerine düşeni yapmıştır, şimdi sıra başkalarındadır" diye değerlendirdi. Dönemin CHP Grup Başkan Vekili Kemal Anadol ise, DEP'lilerin tahliye kararının geç de olsa "mutluluk verici" olduğunu kaydetmişti. AKP'nin o dönemki Siyasi ve Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat ise, AKP adına yaptığı resmi açıklamada, "Yargı doğru bir karar vermiştir" diye konuşmuştu.
Yıllara rağmen zihniyet değişmedi
Aradan geçen 12 yılın ardından 2006 yılında kurulan DTP'nin düzenlediği her etkinlik suç unsuru sayılarak, Anayasa Mahkemesi tarafından hakkında kapatılma davası açıldı ve Anayasa Mahkemesi, oybirliğiyle DTP'nin kapatılmasına karar verdi. 37 kişiye 5 yıl siyaset yasağı getirilirken, Genel Başkan Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk'un milletvekilliğinin düşürülmesi kararlaştırıldı. DTP'nin kapatılması büyük tepki toplarken, DTP'liler sine-i millete dönme kararı için Diyarbakır'a geldi. Ardından sivil toplum örgütleri gibi birçok çevre ile yapılan görüşmelerin ardından DTP sine-i millet kararından vazgeçerek demokratik siyasete devam dedi. Kapatılan DTP'nin milletvekilleri ve belediye başkanları düzenlenen törenlerle BDP'ye geçti. 14 Nisan 2009 tarihinde "KCK operasyonu" adı altında Kürt siyasetçiler ve insan hakları savunucuları tutuklanırken operasyonlar genişleyerek devam etti. 24 Aralık 2009 tarihinde BDP'ye yönelik gerçekleştirilen operasyonda BDP'li 7 belediye başkanı tutuklandı. Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak'ın gözaltına alınışı 16 yıl önce DEP milletvekillerinin gözaltına alınışını hatırlattı. Yine adliyeye getirilen BDP'li seçilmişler tek sıra halinde elleri kelepçeli şekilde fotoğrafları çekilerek, basına servis edilmesi ise büyük tartışmalara yol açtı.
15 yıl sonra Dicle yeniden tutuklandı
DEP milletvekili Hatip Dicle'nin 1994 yılında tutuklanmasının üzerinden 15 yıl geçtikten sonra DTK Eş Başkanı Hatip Dicle, 26 Aralık 2009 günü kapatılan DTP Diyarbakır İl Başkanı Av. Fırat Anlı, İHD Şube Başkanı Muharrem Erbey ve belediye başkanlarının da aralarında bulunduğu 23 kişi ile birlikte "KCK Türkiye Meclisi üyesi" iddiası ile Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklandı.
Alınak tutuklandı, Sadak gözaltına alındı
Öte yandan DEP eski milletvekili Mahmut Alınak, 22 Kasım 2011 günü "KCK operasyonu" adı altında gözaltına alındı. Alınak çıkarıldığı İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından serbest bırakıldı. Alınak, 8 Aralık 2011 günü savcının itirazı üzerine gözaltına alınmasının hemen ardından İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklandı. Öte yandan DEP eski Milletvekili şimdiki Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak'ın 24 Aralık 2009 tarihinde belediye başkanlarına "KCK" adı altında yapılan operasyonda gözaltına alınış şekli ise 19 yıl önce Orhan Doğan'ın yaka paça gözaltına alınmasını hatırlattı. Sadak'ın evi ayrıca 17 Ocak 2012 günü polisler tarafından basıldı ve zorla arandı.
Orhan Doğan hayatını kaybetti
25 Temmuz 1955'de Mardin'de doğan ve 52 yıllık yaşamının 10 yılını cezaevinde geçiren DEP eski Milletvekili Orhan Doğan, Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesinde 2007 yılında Doğubayazıt Belediyesi tarafından düzenlenen 6'ncı Ehmedê Xanî Kültür Sanat ve Turizm Festivali'nin kapanış konuşmasında kalp krizi geçirerek, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Beyin Cerrahisi Bölümü'nde yoğun bakıma alındı. Doğan, tüm müdahalelere rağmen 29 Haziran 2007 günü sabah saatlerinde hayatını kaybetti.
Kürtler açısından 18 yılda değişen bir şey olmadı
DEP'lilerin yaka paça gözaltına alınıp tutuklanmasının ardından 19 yıl geçti, fakat Kürt siyasetçilere yaklaşım konusunda 19 yılda değişen bir şey olmadı. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in söylemleri, AKP iktidarı döneminde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın söylemleri haline geldi. Seçilmiş Kürt siyasetçiler hükümet tarafından her fırsatta "PKK" ile ilişkilendirildi ve haklarında yasal işlem baskısı yapıldı. Bunların sonucu olarak yapılan ve AKP'nin "Açılım" politikasının bir parçası olarak lanse edilen "KCK" adı altındaki operasyonlar hız kesmeden devam etti. Operasyonlar kapsamında 6 bine yakın Kürt siyasetçi ve belediye başkanı, aydın ve gazeteci tutuklanarak cezaevine konuldu. "KCK" adı altında yapılan operasyonların yargılama safhası ise tam bir fiyaskoya dönüştü.
BDP ile birlikte yeniden dokunulmazlık tartışması
DTP'nin kapatılmasının ardından BDP ile yoluna devam eden Kürt siyasetçileri yeniden dokunulmazlık tartışmalarının gündemine alındı. Yaptıkları her konuşmadan ve eylemden dolayı haklarında fezlekeler hazırlanan Kürt siyasetçileri, Şemdinli sonrasından AKP'li milletvekillerinin ve Başbakan Erdoğan'ın hedefi haline geldi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, "Artık, kimin neyi niçin yaptığı ortaya çıkmaktadır. Çok daha açık bir şekilde onların maksatları hasıl olmuştur ve gerekli cevabı milletimizin verecektir" derken, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ise, "Herkesi saf kendilerini akıllı zannediyorlar. Salakça ortaya düştüler. Onlara karşı öfkeye dönüşen tepkileri doğru buluyoruz" değerlendirmesini yaptı. AKP hükümeti Antep'te yaşanan patlamayı PKK'ye yıkmaya çalışırken bir yandan da dokunulmazlıkların kaldırılması tartışmaları ve idam cezasının uygulaması söylemlerini dile getirdi. AKP'li Meclis Başkan Vekili Sadık Yakut, BDP'li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını istemekle yetinmeyerek, idam cezasının da geri gelmesini isterken, AKP Erzurum Milletvekili Muhyettin Aksak, AKP'lilerin söylemlerini insanlık dışı söyleme çevirerek, yaşamını yitiren PKK'liler için, "Bunlara etkisiz hale getirildi demek yerine 'gebertildi' demek gerekir" dedi.
Erdoğan'dan süreci kızıştıran açıklamalar
AKP'li milletvekilleri gibi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'da Şemdinli sürecinden günümüze kadar yaptığı bütün konuşmalarda BDP'li milletvekillerine ilişkin tehditler savurdu. Erdoğan, Şemdinli sonrasında yaptığı açıklamada, "Ben şunu savunuyorum, diyorum ki suçu işleyen kimse bedelini o ödesin. Genel başkan, genel başkan yardımcıları, milletvekilleri, şu veya bu. Dokunulmazlık olayına gelince, 'terör', adi suçlar, yani bunların üzerinde konuşabiliriz. Bunlar şimdi siyasetçi olmaktan çıktılar zaten. Yani gidip 'teröristle' kucaklaşana ben nasıl 'siyasetçi' diyeyim? Ben şimdi ona siyasetçi gözüyle bakamam ki" açıklamasında bulundu. Erdoğan ile paralel olarak Siyasi Başdanışmanı ve AKP Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan'da BDP'lileri tehdit ederek, "Bu dokunulmazlık meselesi. Bunların yaptıklarını mazur göstermeye çalışmak haksızlıktır. Bir kişi hukuk sistemine meydan okuyorsa örgütü övüyorsa bunu normal karşılamak kabul edilir mi? Yanlış yapan cezasını çeksin" değerlendirmesinde bulundu.
Erdoğan konuştu fezlekeler Meclis'e sunuldu
Erdoğan'ın konuşmasının hemen ardından BDP'li milletvekilleri ve DTK Eş Başkanı Aysel Tuğluk hakkında dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin fezlekeler Başbakanlık tarafından Meclis Başkanlığı'na sunuldu. Fezlekelerin sunulmasının ardından Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Daha fazlasını hak edenler var" derken, çok sayıda AKP'li bakan da dokunulmazlıkların kaldırılacağına işaret etti. Bunun ardından Meclis Başkanlığı da zaman kaybetmeyerek hemen fezlekeleri Anayasa ve Adalet Komisyonu'ndan oluşan karma komisyona sundu. Fezlekelerin Meclis'e sunulmasına BDP ve CHP cephesinden ise tepki geldi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Sadece BDP'lilerin fezlekelerinin getirilmesini olumlu bulmuyoruz. Bunu kabul etmeyiz" derken, BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak ise, ana gündemlerinin fezlekeler olmadığını vurgulayarak, "Bu bizim temel konumuz değildir. Bunun sorunun çözümüne ve Türkiye haklarına hiçbir faydası yoktur. Bu yönde siyasi bir operasyon olursa biz de siyasi bir yanıt vermeyi biliriz" dedi. Tüm bu yaşanan süreçte Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise dokunulmazlık tartışmalarına ilişkin olarak, "Tüm yetkililere sesleniyorum. Kendimizi çıkmaz sokaklara itmememiz lazım" ifadesini kullandı.
Sakık: 28 Şubat'ı kınayanlar 2 Mart'ı görmezden geliyor
1994 yılında dokunmazlığı kaldırılan dönemin DEP Milletvekili olan BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, iki gün önce 28 Şubat'ın yıl dönümü olduğunu ve Meclis ile medyanın o dönem yaşananları tartıştığını hatırlatarak, "Aslında böyle olması gerekiyor. Önümüzdeki günlerde 27 Nisan'da da böyle olacaktır. O gün de Meclis toplanır tartışır. Meclis'te 28 Şubat'a ilişkin yapılan oturuma milletvekillerinin çoğu katıldı ve 28 Şubat'ı nefret ve şiddetle kınadı. Bakın 28 Şubat'ın hemen ardında 2 Mart darbesi var. Ama o gün tek bir eleştiri göremeyeceksiniz" diye konuştu. Sakık, 28 Şubat'ta tek bir milletvekilinin tutuklanmadığını, oysa 2 Mart darbesinde milletvekillerinin tutuklandığı ve bir partinin kapatıldığını hatırlatarak, "2 Mart'ın mağduriyeti büyüktür. 2 Mart'ta asker ve siyasetçiler ele ele vererek bu darbeyi yaptılar. Bir partinin vekilleri tutuklandı ve parti kapatıldı. Arkadaşlarımız yurt dışına gitmek zorunda kaldı. Ama ne hikmetse Meclis'te kurulan Darbeleri Araştırma Komisyonu bu darbeye ilişkin hiçbir çalışma yapmadı" ifadesini kullandı.
'Kürtlere karşı acımasız politika vardı'
Türkiye'de Kürtlere karşı yapılmış ihlallerin demokrasiye karşı ayıp olarak algılanmadığını vurgulayan Sakık, "O dönem Kürtlere karşı acımasız bir politika vardı. Bizim sesimizi kısmaya çalıştılar. Çünkü biz bu acımasız politikaları dillendiriyorduk. Bu çığlığı ortaya koymamızdan rahatsızlardı. Bu yüzden bizi Meclis'ten alıp uzun yıllar cezaevinde tuttular. Biz haklıydık. O gün söylediklerimizin bugün hayatta nasıl karşılığı olduğunu görüyoruz. Biz o zaman kaosa el kaldırıyorsunuz; ama biz haklıyız demiştik. Kürtler o gün neyi savunuyorsa bugün de aynı şeyi savunuyorlar. O gün el kaldıranlar bugün tarihin çöplüğündeler. O gün bizim sesimizi kısmaya çalışanların asıl niyeti belliydi. Aradan yıllar geçti bundan daha 2 ay önce mevcut iktidar da 94'ün ruhu ile hareket edip dokunulmazlıklar ile bizi tehdit ediyordu. Yani Kürt sorununa bakışta temel politikada değişiklik olmuyor. Bu bedeller ödendi. Bu bedellerin acısı yıllar boyunca yaşandı" diye konuştu. Sakık, 2 Mart darbesi ile yüzleşilmesi gerektiğine işaret ederek, mücadeleden müzakereye dönüşen bir süreci yaşadıklarını bunun da kendilerini sevindirdiğini söyledi. / Diha