Yüksekova Güncel

Modern Zamanlarda Mektuplar - 1

Yerel

Yüksekovalı Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Zübeyt Bartin, 'Modern Zamanlarda Mektuplar' adlı yazısını okuyucuları için paylaştı.

ZÜBEYT BARTİN/YAZDI

Yüksekovalı Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Zübeyt Bartin, 'Modern Zamanlarda Mektuplar' adlı yazısını okuyucuları için paylaştı.

Öğretmen Bartin'in Yazısı Şöyle:

‘’… Sana gitme demeyeceğim,

Ama gitme, Lavinia

Adını gizleyeceğim

Sen de bilme, Lavinia. ‘’

'Özdemir Asaf, böyle betimlemişti gözlerinin görmek istediği güzelliği. Bazen kendimizi tanıyamıyoruz. Bu nasıl olur, bu ben miyim, kendimizi yer dururuz. Cesar Aira ‘’ … Derken kendimden sıkılmaya başladım. Aynaya bakınca beni temsil eden bir unsur bile görmüyordum. Görünmezdim.’’der. Zor zamanlar gelir, geçer ve insan kendisiyle elbet barışır. Yaşımın üstünde yorgunluklarım olmasına rağmen kendimle barışmaya karar verdim mart ayının kar- yağmur karışımı bir akşamında. Her şey düzelecekti, görecektim. Elbet, her şey yoluna girecekti, belki de o gün gelip geçiyor. Uzun bir süreden sonra ilk kez diyecek bir sözüm, üzerine konuşacağım bir konu var artık. Başlamak yetecek, sonra kelimeler çorap söküğü gibi gelecekti, kendime eziyet etmeyip konuşacaktım. Evet, konuşacaktım. Fakat hafıza ne tuhaf şey. Hele ki anılar uykusundan uyandı mı? İnsanı neşeye de hüzne de boğabiliyor. Biliyorsun ki aklımız bir küçük mezardır. Bazı şeyleri tekrarlamak, yaşamak, hissetmek güzeldir, fakat mezarlıklar bazı vakitlerde tehlikelidir. Acayip bir çağda böyle bir mezarlıkta kalmak! Kalmak ki ne kalmak... Benim düşüncelerim, yorgunluklarım, mutsuzluklarım, mezarlıkların yüzlerinde asılı kalmamalı, kitapların ve mutlulukların uçlarına yakın olmalıydı. Boşa geçecek günlerim olmayacaktı bu mart ayının mazbut akşamlarında. Hayallerle gerçekler arasındaki bu ince çizgi göz kapaklarımın ağırlığı gibi yeni bir yük de eklemeyecekti omuzlarıma. Umudumu koruyacak ve yeniden yaratılacaktım namuslu ve tertemiz duygularla. Derin bir karanlıktan nefesi kesilecek ölçüde iyi hisseden bir kahramana(!) dönüşecektim umutsuzluğun içinde hayata tutunan bir kenar mahallede tozlu, yolları çamurdan geçilemeyen bir evin önünde oynayan çocukların neşesi içinde. Bunları yazdıkça anlıyorum ki söyleyecek sözüm ve konuşacak ne çok şeyimiz var bu aralar. Anlatamıyoruz kimseye, yargılanmaktan korkuyoruz, tanıdıklarımızdan bile. Her ne kadar bir yabancının hikâyesini anlatmak istesek de eninde sonunda kendi hikâyemizi anlatırız. En iyisi hikâyemizi bir yabancıya -Sen yabancı değilsin bu arada söyleyeyim- anlatmak.

Öğrenmek ve anlatmak biz insanları korkutmamalı artık. Mümkün olduğunca serinkanlı olmalıyım bu akşam. Anlatacaklarım, yazacaklarım bildiklerimi unutturmalı, yıkmalı ve tazelememeli durum iyice tüyler ürpertici bir hâl almadan. Bu akşam hayatımın en değişik, en garip anı belki. Evimden uzakta ve yol yorgunu olan, daha önce görmediğim ve yakın bir zamanda tanıdığım birine bütün güzel dileklerimi yazıyorum. Bu anı ya da anları düşündükçe de sayısız ruh hali ziyaretime geliyor gecenin bu nefessiz dakikalarında. En belirgin olanı şuydu: ‘’ Düşündükçe yorulmuyordum, güzel günler için yorulmak keyifliydi. ‘’ Kimse birbirinin tam zamanında değil, derler. Ben bu söyleme katılmıyorum. Hiç söylemeden, konuşmadan, yalnızca bakarak ve bu kadarı yeter diyen iki insanın birbirinin tam zamanında olduğunun en doğru dayanağıdır bu söylemin. Bazen sadece bir selamı ve güler yüzü dahi insanı bu korkunç karanlığın eşiğinden alıp gün ışığına uyansın diye mezarlıklara sırt çevirmeyelim. Belki de konuşmak için bu anı bekledim gibi. Çok konuştun, ama bir şey söylemedin diye bir tebessüm görüyorum şu an yüzünde. Bu gece bana susmak düşsün, istemiyorum. Şu saatte kendimle savaş hâlindeyim. Ciddiyim. Hiç ama hiç uykum yoktu bu gece. Öylece, durmaksızın yazabilirim, konuşabilirim. Bu gece kitaplardan başımı kaldırdım ve güneş açsın diye geceler. …derken Attila İlhan’ ın şu dizelerini hatırladım: ‘’ gelirdi devrilirdi nisan / müstesna çiçek kokularıyla .’’ Bu akşam bahar gecikse de çiçek kokularında buluşmak yakındır. Hâlâ biraz da olsa umudum var, belki bir gün, belki bir gün... Umudum dikenli yollardan da değil, bilakis çiçekli yollardan serpiliyor yarına. Biliyorsun bütün yollar bir yere varmak için yapılıyor. Ben varacağım yere değil de gideceğim yola baktım, durdum hep. Galiba bütün yollar bir yere varmak için de yapılmamış. Bir yol bulsam diyorum artık. Evet, bir yol buldum. Artık bu akşamı, geceyi, yarını ve sonrayı anlamaya gayret edecek bir halim var. Turgut Uyar bir şiirinde :’’ Elbet güzel günlerimiz de olacak/ Bir taze ekmek gibi sıcak.’’der. Ben bu günlerin kenarında dolanıyo.rum, belki de içinde yer bulursam mezarlıklarla vedalaşabilirim. Dünyada gerçeğin karşısında dürüst olmayan, yalanların ardında gerçek olan insanlar vardır. Her zaman hakikatli olabilen  –sen gibi- insanlara buradan selâm olsun. İhtiyacımız olan tek şey onlar çünkü.Yüreklerin aynı yolda yürürken birleştiği yarınlara da selâm olsun.                                                                   

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.