Af Örgütü’nün raporu: Türkiye’nin karnesi ağır hak ihlalleri ile dolu

Af Örgütü’nün raporu: Türkiye’nin karnesi ağır hak ihlalleri ile dolu

Uluslararası Af Örgütü, 144 ülkeyi değerlendiği “Dünyada İnsan Haklarının Durumu”na ilişkin 2025/2026 raporunu yayınladı.

Raporun Türkiye bölümünde, yargının siyasallaşmasından protestolara müdahaleye, mültecilerin geri gönderilme riskinden LGBTİ+’ları hedef alan girişimler ve cezasızlığa kadar pek çok alandaki hak ihlalleri ele alındı.

“Türkiye, insan hakları savunucuları hakkındaki temelsiz soruşturmaları, davaları ve mahkûmiyetleri artırdı ve Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin düşünce mahkûmlarının serbest bırakılması yönündeki bağlayıcı kararlarına meydan okumaya devam etti” denilen raporda, barışçıl gösterilere polis müdahalesi sırasında yaşanan ihlaller de kayıt altına alındı.

CHP’ye yönelik operasyon 

Af Örgütü, Türkiye’de yetkililerin,CHP’ye yönelik geniş çaplı bir baskı süreci yürüttüğüne işaret etti. “İmamoğlu, diğer 400’den fazla kişiyle birlikte sözde yolsuzluk suçlamaları nedeniyle siyasi güdümlü bir davada yargılanıyor” denilen raporda, İmamoğlu’nun “yolsuzluk ve suç örgütü kurmak ve yönetmek” suçlamalarıyla 2 bin 352 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı belirtildi.

Tayfun Kahraman, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş hatırlatıldı

Örgütü’nün Türkiye bölümüyle ilgili kapsamlı bilgiler yer aldı.

Türkiye ilgili raporda yargıya müdahale ve kararların uygulanmamasına dair çok sayıda örnek yer aldı.

Anayasa Mahkemesi’nin Tayfun Kahraman hakkında verdiği hak ihlali kararına rağmen tahliye talebinin reddedildiği belirtildi.

Osman Kavala’nın serbest bırakılması yönündeki iki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına rağmen cezaevinde tutulmaya devam ettiği, bu durumun Avrupa Konseyi’nin ihlal süreci başlatmasına rağmen değişmediği kaydedildi.

Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da AİHM kararlarına rağmen cezaevinde kaldığı, AİHM’in Demirtaş’ın tutukluluğunun siyasi faaliyetlerini engellemeye yönelik olduğuna hükmettiği ifade edildi.

Gezi davası kapsamında Mücella Yapıcı, Hakan Altınay ve Yiğit Ekmekçi’nin beraat ettiği de raporda yer aldı.

‘İfade ve toplanma özgürlüğü sistematik biçimde sınırlandı’

Rapora göre yürütmenin yargı üzerindeki etkisi derinleşirken; ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlükleri de yıl boyunca sistematik biçimde sınırlandı. Kolluk görevlilerinin barışçıl protestolara müdahalesinde az öldürücü silahlar kullanıldığı, bu müdahalelerde yaralanmalar yaşandığı ve ihlal iddialarına ilişkin etkili soruşturma yürütülmediği belirtildi.

Raporda, 2025’te bu tabloyu belirginleştiren çok sayıda örneğe yer verildi. Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Abdullah Zeydan’a verilen hapis cezasının ardından kente kayyum atanması üzerine başlayan protestolarda güvenlik güçlerinin darp, göz yaşartıcı gaz ve plastik mermi kullandığı, en az 348 kişinin gözaltına alındığı belirtildi. Aynı dönemde kadınların düzenlediği bir protestoya müdahalede de gözaltılar yaşandı.

8 Mart gözaltıları

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde İstanbul’da yapılmak istenen eylemler yasaklandı, 100’den fazla kişi gözaltına alındı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptali ve ardından tutuklanması sonrası 19-26 Mart tarihleri arasında ülke genelinde kitlesel protestolar düzenlendi. İçişleri Bakanlığı verilerine göre bu süreçte en az bin 879 kişi gözaltına alındı.

Raporda ayrıca bazı kadınların gözaltında çıplak aramaya maruz kaldıklarını ve darp edildiklerini bildirdiği de yer aldı.

1 Mayıs ve Onur Yürüyüşü yasakları

Rapora göre Anayasa Mahkemesi’nin 2023 yılında Taksim Meydanı’ndaki 1 Mayıs yasağını hak ihlali saymasına rağmen, 2025 yılında da meydanda toplanmaya izin verilmedi.

Raporda, 29 ve 30 Nisan’da en az 111 kişinin ev baskınlarıyla gözaltına alındığı, 1 Mayıs günü ise aralarında 11 avukatın da bulunduğu 430’dan fazla kişinin gözaltına alındığı belirtildi. İstanbul genelinde çok sayıda yolun ve toplu ulaşım hattının kapatıldığı da kaydedildi.

Haziran ayında İstanbul’daki LGBTİ+ Onur Yürüyüşleri’ne yönelik genel yasaklar getirildiği, polis müdahalesinde 90’dan fazla kişinin gözaltına alındığı ve üç aktivistin tutuklandığı raporda yer aldı. Bu kişilerin daha sonra serbest bırakıldığı, ancak 92 kişi hakkında açılan davaların yıl sonunda devam ettiği ifade edildi.

Raporda ayrıca Eylül ayında CHP İstanbul İl Kongresi sonrası yönetimin görevden uzaklaştırılması kararının protestolara yol açtığı ve bu protestolara da polis müdahalesi gerçekleştiği belirtildi.

Gazeteciler ve avukatlara yönelik gözaltı ve tutuklamalar

Rapora göre, yıl boyunca gazeteciler, avukatlar, insan hakları savunucuları ve aktivistlere yönelik çok sayıda gözaltı ve tutuklama gerçekleşti.

Ocak ayında İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Fırat Epözdemir’in Avrupa Konseyi ziyareti dönüşünde gözaltına alındığı ve “terör” suçlamalarıyla tutuklandığı, daha sonra serbest bırakıldığı raporda örnek olarak yer aldı.

Şubat ayında aralarında gazeteciler, siyasi aktivistler, avukatlar ve insan hakları savunucularının bulunduğu en az 50 kişinin gözaltına alındığı, 30 kişinin tutuklandığı belirtildi.

Raporda ayrıca İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’ın da “suç örgütüne üye olmak” suçlamasıyla tutuklandığı kaydedildi.

LeMan, Mabel Matiz ve Tele1 raporda yer aldı

Rapora göre ifade özgürlüğü alanında da Türkiye’de ciddi ihlaller yaşandı.

İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri hakkında dava açıldığı belirtildi.

İngiliz gazeteci Mark Lowen’ın gözaltına alındığı ve sınır dışı edildiği, İsveçli gazeteci Joakim Medin’in “cumhurbaşkanına hakaret” suçundan hapis cezasına çarptırıldığı ifade edildi.

Haziran ayında LeMan dergisi çalışanlarının tutuklandığı, şarkıcı Mabel Matiz hakkında dava açıldığı ve Ekim ayında TELE1 kanalına el konularak genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ’ın tutuklandığı da raporda yer aldı.

Sivil toplum ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik baskılar

Rapora göre sivil toplum kuruluşları üzerindeki baskılar sürdü. İstanbul Barosu yönetiminin görevine son verildiği, Göç İzleme Derneği hakkında kapatma kararının devam ettiği belirtildi.

Genç LGBTİ+ Derneği’nin mahkeme kararıyla feshedildiği, Tarlabaşı Toplum Merkezi hakkında açılan kapatma davasının ise yıl sonunda sürdüğü ifade edildi.

Cumartesi Annelerine yönelik kısıtlamalar

Raporda insan hakları savunucularına yönelik davalara da yer verildi.

Taner Kılıç’ın yaklaşık sekiz yıl süren yargılamanın ardından beraat ettiği, Şebnem Korur Fincancı’nın beraat ettiği ancak başka davalarının sürdüğü belirtildi.

Nimet Tanrıkulu’nun aylar süren tutukluluğun ardından serbest bırakıldığı, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 2018’deki eylemleri nedeniyle açılan davada beraat ettiği ancak eylemlere yönelik kısıtlamaların sürdüğü kaydedildi.

LGBTİ+ haklarına ‘benzeri görülmemiş saldırı’

Raporda, LGBTİ+’ları hedef alan yasa taslaklarının gündeme geldiği ve bu girişimlerin “daha önce benzeri görülmemiş bir saldırı” olarak değerlendirildiği ifade edildi.

Hükümetin hazırladığı ilgili taslakların LGBTİ+ kimliklerinin ifadesini ve eşcinsel ilişkileri suç kapsamına almayı, cinsiyet geçiş süreçlerini ise neredeyse imkânsız hâle getirmeyi öngördüğü belirtildi.

Sağlık Bakanlığı’na bağlı kurumun, cinsiyet uyum sürecinde kullanılan hormonlara erişimi sınırladığı da raporda yer aldı.

2025’te 294 kadın öldürüldü

Rapora göre 2025 yılında 294 kadın öldürüldü, 297 kadın ise şüpheli koşullarda hayatını kaybetti.

Türkmenistanlı iki aktivistin gözaltına alındıktan sonra kaybolduğu ve sınır dışı edilmiş olabileceklerine dair kaygıların sürdüğü belirtildi. Afgan sığınmacı Tabriz Saifi’nin sağlık hizmetlerine erişimini kaybettiği ve daha sonra hayatını kaybettiği kaydedildi.

Raporda “Devlet yetkilileri tarafından işkence ve diğer türde kötü muamele iddiaları da dahil insan hakları ihlallerine maruz bırakılanlar, cezasızlık kültürüyle karşılaşmaya devam etti” denildi.

Deprem sonrası gözaltında hayatını kaybeden bir kişiyle ilgili davada kamu görevlilerinin tutuksuz yargılanması da cezasızlık sorununun örneklerinden biri olarak raporda yer aldı.

Kötü ekonomik koşullar ve iklim krizi de raporda

Raporda Türkiye’de yaşam maliyeti krizine de dikkat çekildi. Yıl sonunda enflasyonun yüzde 30’un üzerinde seyrettiği belirtildi.

Climate Action Tracker’a göre, Türkiye’nin iklim politikaları “son derece yetersiz” olarak değerlendirildi. Ocak-Ağustos döneminde 5 bin 200’den fazla yangında 16 bin 500 hektar ormanlık alanın yandığı da raporda yer aldı.

Af Örgütü raporu yalnızca Türkiye’ye değil, küresel ölçekte insan hakları alanındaki gerilemeye de dikkat çekti.

‘Çağımızın en zorlu dönemiyle karşı karşıyayız’

406 sayfalık Dünyada İnsan Haklarının Durumu 2025/26 raporunda, özellikle ABD, İsrail ve Rusya’nın etkisiyle 2025’e uluslararası hukuka yönelik saldırgan girişimlerin damga vurduğu vurgulandı.

İsrail’in ateşkese rağmen hukuk dışı yerleşimler ve yardım engellemeleriyle soykırıma devam ettiğine; Lübnan, İran gibi ülkelerde de saldırılarını genişlettiğine dikkat çekildi. Devletlerin, soykırımı durdurmak veya dünyada uluslararası hukuk suçlarını körükleyen sorumsuz silah ve teknoloji transferlerine son vermek için somut adımlar atmadığı belirtildi.

Uluslararası Af Örgütü bugün yayımladığı raporda, güçlü devletlerin ve şirketlerin çok taraflılığa, uluslararası hukuka ve insan haklarına saldırıları nedeniyle dünyanın tehlikeli yeni bir dönemin eşiğinde olduğu uyarısı yaptı.

Raporda, devletlerin, uluslararası kuruluşların ve sivil toplumun bu yeni düzenin yerleşmesini engellemek için taviz politikalarını reddetmesi ve saldırılara kolektif olarak direnmesi gerektiği belirtildi.

“Çağımızın en zorlu dönemiyle karşı karşıyayız. İnsanlık, ulus ötesi hak karşıtı hareketler ile hukuksuz savaşlarla ve açıkça ekonomik şantajla egemenliğini dayatmaya kararlı olan yırtıcı devletlerin saldırıları altında” diyen Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, özetle şunları kaydetti:

“Bu dönemin temel farkı şu: En güçlü aktörler kontrol, cezasızlık ve kâr amacıyla doğrudan insan haklarının ve uluslararası kural esaslı düzenin temellerine saldırıyor. Orta Doğu’da giderek şiddetlenen çatışmalar, bu kural tanımazlığın sonucu. ABD-İsrail’in BM Şartı’na aykırı olarak başlattığı, İran’ın gelişigüzel misillemelerini tetikleyen saldırılarının ardından çatışmalar hızla sivillere ve sivil altyapıya yönelik açık bir savaşa dönüştü ve bölgede zaten derin acılar çeken insanların ızdırabını artırdı. Çatışmalar artık dünyanın dört yanındaki ülkeleri de sararak her yerde halkları etkiliyor ve milyonlarca insanın geçim kaynaklarını tehdit ediyor.
2025 raporu, şu anki çöküşü belgelerken, bunun 2026’da ve sonrasında insan hakları, küresel istikrar ve milyonlarca insanın hayatı açısından yol açacağı yıkıcı sonuçları ortaya koyuyor… Dünya liderleri, fazlasıyla teslimiyetçi davrandı. Sessizlikleri ve eylemsizlikleri affedilemez. Saldırganlara taviz vermek, hepimizi yakıp gelecek nesillerin de geleceğini mahvedecek yangına körükle gitmek demek… Rapor, devletleri, taviz politikalarından derhal vazgeçmeye, korkuyu yenmeye, sözleriyle ve eylemleriyle saldırgan bir dünya düzeninin kuruluşuna karşı koymaya çağırıyor… 2026, eyleme geçtiğimiz ve tarihin yalnızca bize dayatılan bir şey olmadığını, onu bizim yazdığımızı gösterdiğimiz yıl olsun. İnsanlık adına tarih yazmanın zamanı şimdidir.”

ABD ve müttefiklerine eleştiri

Raporda ABD’nin sınır ötesi operasyonları ve bazı ülkelerle ilgili politikalarının uluslararası hukuka aykırı olduğu belirtilirken, Donald Trump yönetiminin özellikle kadın hakları başta olmak üzere birçok alandaki kazanımları zayıflattığı ifade edildi.

Gazze ve uluslararası sessizlik

Rapora göre İsrail’in Gazze’deki saldırıları sürerken, uluslararası toplumun bu duruma karşı yeterli tepki vermemesi eleştirildi. Bu durumun, insan hakları ihlallerinin sürmesine zemin hazırladığı vurgulandı.

Uluslararası kurumlar baskı altında

Af Örgütü, 1948 sonrası kurulan uluslararası kurumların son yıllarda ciddi baskılarla karşı karşıya kaldığını belirtti. Özellikle Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi yapıların siyasi müdahalelerle zayıflatıldığı ifade edildi.

Orta Doğu krizi örnek gösterildi

Raporda Orta Doğu’daki çatışmalar, uluslararası hukukun nasıl aşındığının somut örneklerinden biri olarak gösterildi. Güç politikalarının hukukun önüne geçtiği ve bunun bölgesel istikrarsızlığı derinleştirdiği belirtildilirtildi./ ajanslar 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER