Bir Memleketin Sessiz Çığlığı: “Düğün Yapamayan Gençler Göç Ediyor Haberiniz Varmı”

Bir Memleketin Sessiz Çığlığı: “Düğün Yapamayan Gençler Göç Ediyor Haberiniz Varmı”

YILMAZ TOSUN/YAZDI

Yılmaz Tosun Yazısında, Hakkâri ve Van’ın coğrafyası genç, enerjisi yüksek bir nüfusa ev sahipliği yapıyor; fakat bu toprağın evlatları kendi memleketlerinde bir gelecek kuramıyor. Ekonomik sıkıntılarla boğuşan, yıllardır batının büyükşehirlerine yoğun göç veren bu iki kentte her gün binlerce insan, ekmek ve iş umuduyla topraklarını terk ediyor. Daha da acısı, rızkını aramak için gurbete giden bu insanlardan bazılarının, geride kalan ailelerine bir iş kazası sonucu cenazelerinin dönmesi hepimizi derinden sarsmalı ve düşündürmelidir.

Bölgenin ana tablosu ne yazık ki açık: Genç nüfus var ama istihdam yok. Gençler var ama gelecek kaygısı her geçen gün büyüyor. Evlilik çağında binlerce insan var fakat yuva kurmanın maliyeti, artan ekonomik yükler altında eziliyor.

Tam da bu yoksulluk ve çaresizlik sarmalında, Hakkâri ve Van’da şahit olduğumuz bazı düğünler adeta trajikomik bir çelişkiyi gözler önüne seriyor. Son derece masraflı, gösterişin ve israfın yarışa dönüştüğü, binlerce kişinin davet edildiği o görkemli merasimler vicdanları yaralıyor. Üstelik topluma örnek olması gereken, kendisini "kanat önderi" veya "aşiret lideri" olarak tanıtan kişilerin bu israfa öncülük etmesi düşündürücüdür. Bir taraftan gençlere “Düğünler çok masraflı, gençler evlenemiyor” diye nasihat edeceksiniz, diğer taraftan kendi düğününüzde bütün şehri toplayıp gösteriş yarışına gireceksiniz. Sonra da halkı “altın yarısı, para yarısı” hesaplarıyla baş başa bırakacaksınız.

Gerçek önderlik kalabalık sofralarla ya da takılan altınların ağırlığıyla ölçülmez. Hakiki öncülük, gençlerin sırtına yeni bir borç yükü bindirmek değil, onların omuzlarındaki hayat yükünü hafifletmektir. Bu coğrafyanın gençleri olarak bizim de omuzlarımızda büyük bir sorumluluk var. Bu gösterişi normalleştirmemek, birbirimizi bu tüketim çılgınlığının içine sürüklememek hepimizin vicdani borcudur. Kimin vicdanı bu şehrin evlatlarına el uzatıyorsa, o zaten gönüllerin gerçek kanat önderidir.

Unutmayalım ki, Hakkâri ve Van’ın kadim geçmişinde düğünler gösterişin değil; dayanışmanın, paylaşmanın, birlikteliğin ve ortak neşenin mekânlarıydı. Bizim özümüzde birbirini borca sokmak değil, dar günde omuz vermek vardı. Bugün sanki Yaşar Kemal’in romanlarındaki Abdi Ağalar, Murtaza Ağalar, Mahmut Ağalar yeniden hortladı; fakat ortalıkta ne yazık ki birer "İnce Memed" yok. İsimler değişse de zihniyet aynı kaldığında, ağalık yalnızca bir unvan değil, topluma vurulan ağır bir prangaya dönüşüyor.

Gençlerimize “Neden evlenmiyorsunuz, neden memleketinizi terk ediyorsunuz?” diye sormadan önce hepimizin aynaya bakıp şu soruyu sorması şarttır: Bu şehirlerde gençlerimize nasıl bir gelecek bıraktık?

Bir şehrin gerçek zenginliği düğünlerde takılan altınlar, konvoyların uzunluğu veya harcanan paralar değildir. Gerçek zenginlik, gençlerin umutla ve huzurla kendi memleketinde yaşayabilmesidir. Gençlerini kaybeden bir şehir, geleceğini de kaybetmeye mahkûmdur. Gençlerin umutlarına ve hayallerine kelepçe vurmaktan vazgeçelim; onlara yük değil, geleceğin kendisi olalım.

Güncelleme Tarihi: 11 Eylül 2026, 23:56
YORUM EKLE