YÜKSEKOVA GÜNCEL - HABER MERKEZİ
TEMA Vakfı Hakkâri İl Temsilcisi ve Eğitimci Kenan Canan, Hakkâri–Van karayolunda yaşanan heyelan felaketini kaleme aldı. Katı atık tesisi çevresindeki zemin hareketliliğine ve halkın daha önce yaptığı uyarılara dikkat çeken Canan, "Doğayı yok sayan her planlama, bir gün topluma daha ağır bir fatura olarak geri döner," diyerek yetkilileri bilimsel ve katılımcı bir risk yönetimine davet etti.
Hakkari'de geçtiğimiz günlerde gökyüzünden inen sağanak yağış ve ardından gelen kar erimeleri, bizlere doğanın sarsılmaz yasalarını bir kez daha hatırlattı. Ancak bu kez doğa sadece kendi döngüsünü tamamlamadı; yanlış planlamanın, göz ardı edilen uyarıların ve bilimden uzaklaşan mühendislik tercihlerinin faturasını önümüze koydu. Hakkâri–Van karayolunda çöken zemin ve Entegre Katı Atık Tesisi yakınlarında meydana gelen devasa heyelan, sadece bir "doğal afet" değil, bir "uyarı feryadı"dır.
Kağıt Üzerindeki Raporlar vs. Sahadaki Gerçeklik
Hakkâri Belediyeleri ve İl Özel İdaresi tarafından Avrupa Birliği desteğiyle hayata geçirilen Entegre Katı Atık Tesisi, şehrimizin çöp sorununa derman olmak amacıyla kuruldu. 2024 yılında kapılarını açan bu tesisin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporlarına baktığımızda, seçilen alanın "heyelan riski taşımadığı" ve "mühendislik önlemleriyle güvenli hale getirileceği" gibi iddialı cümlelerle karşılaşıyoruz.
Oysa gerçek, raporların fildişi kulelerinden çok farklıydı. Halkın Katılımı Toplantıları’nda bölge insanı avazı çıktığı kadar bağırdı: "Burası kaygan zemindir, burada toprak durmaz, Zap Suyu burayı oyar!" dendi. Yerel hafıza, teknik raporların çok ötesinde bir veri sunuyordu. Ne yazık ki, halkın sesi ve sahadaki jeolojik gerçeklik, bürokratik iyimserliğin gölgesinde kaldı. Bugün karayolunun durma noktasına gelmesi ve tesisin hemen yanı başında toprağın bir nehir gibi akması, bu ihmalin somut bir kanıtıdır.
Afetler Engellenemez Ama Riskler Yönetilebilir
TEMA Vakfı olarak her zaman vurguladığımız bir gerçek var: Afetler kaçınılmaz olabilir ama yıkımlar tercihtir. Hakkâri’de yaşanan bu tablo, yer seçiminden mühendislik süreçlerine kadar her bir kararın yeniden sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır. Eğer biz;
• Ekosistem temelli bir planlama yapmazsak,
• Halkın deneyimini "teknik olmayan bilgi" diyerek küçümsersek,
• Bilimsel verileri projelere uydurmaya çalışırsak,
Doğa, eninde sonunda kendi dengesini kurar ve biz bu bedeli can güvenliğimizle, ekonomik kayıplarımızla ve çevresel kirlilikle öderiz.
Sonuç: Doğayı Yok Sayan Her Karar Bir İpotektir
Bugün ulaşımdaki aksamalar belki geçici çözümlerle giderilecek, çöken yollar onarılacaktır. Ancak asıl mesele, toprak altındaki bu hareketliliğin yarın öbür gün katı atık tesisini ve dolayısıyla tüm şehrin çevre sağlığını tehdit etmesidir.
Karar alıcıları, yerel yönetimleri ve mühendislik birimlerini bir kez daha sorumluluğa davet ediyorum. Şeffaf yer seçimi süreçleri, gerçek katılımcılık ve kağıt üzerinde kalmayan bilimsel analizler artık bir tercih değil, hayatta kalma zorunluluğudur.
Unutmayalım ki; doğayı yok sayan her karar, günün sonunda topluma daha ağır bir bedel olarak geri döner. Gelin, bu son uyarıyı milat kabul edelim ve Hakkâri’nin geleceğini toprağın fıtratına uygun inşa edelim.
Güncelleme Tarihi: 25 Nisan 2026, 12:15