Hakkâri’nin Bitmeyen “Nostromo”su...

Hakkâri’nin Bitmeyen “Nostromo”su...

ERSİN TEK/YAZDI

Joseph Conrad’ın 1904 tarihli başyapıtı Nostromo, kurgusal Güney Amerika ülkesi Costaguana’da devasa bir gümüş madeninin toplumu ve bireyleri nasıl adım adım çürüttüğünü resmeden sarsıcı bir trajedidir. Romanın odağındaki idealist Charles Gould, madeni başlangıçta ülkeye refah ve düzen getirme hayaliyle işletse de, gümüşü koruma tutkusu onu zamanla rüşvete, kirli ittifaklara ve insan hayatını hiçe sayan bir makyavelizme sürükler. Halkın sarsılmaz bir güven duyduğu, dürüstlük simgesi Nostromo (Bizim Adamımız) ise sistemin derin yozlaşmasına karşı koyamayarak gümüşün parıltısına kapılır ve vicdanını kaybeder. Conrad, bu iki karakterin çöküşü üzerinden maddi çıkarların en saf idealleri bile nasıl kirletebileceğini ve gümüşün soğuk ışığında insanlığın nasıl bir teferruata dönüştüğünü usta bir dille gözler önüne serer.

Modern kütüphanelerin başyapıt listelerinden inmeyen bukaranlık ayna, hırsın bir coğrafyayı nasıl içten içe kemirdiğini resmeder. Bugün o karanlık aynayı Hakkâri’nin sarp dağlarına, çöken yollarına ve afet bekleyen ilçelerine tuttuğumuzda, karşımıza çıkan manzara ürkütücü derecede benzerdir. Hakkâri’de yaşananlar artık doğanın bir cilvesi değil, adeta bile isteye hazırlanan bir trajedinin sahneleridir.Conrad’ın kurgusunda gümüşün yarattığı yozlaşma, bugün Hakkâri’de yerini diklenmeye, ranta ve insan hayatını istatistikten ibaret sayan bir kör sorumsuzluğa bırakmıştır.

​Dış dünyaya bağlanan tek ana yolu günlerce kapalı kalan, çöken yollar nedeniyle evladının cenazesini bir iş makinesinin kepçesinde, azgın suların içinden geçirmek zorunda kalan bir halkın hikayesidir bu... Bu sadece bir ulaşım sorunu değildir. Bu, bir toplumun devlete ve geleceğe olan güveninin o kepçeyle beraber çamura gömülmesidir.

​Evet, çığ, heyelan ve sel bu toprakların kadim karakteridir. Ancak bu doğa olaylarının her seferinde birer çaresizlik destanına dönüşmesi bir tercihtir. Coğrafyanın zorluğu, planlama hatalarının ve liyakatsizliğin üzerine örtülen en kullanışlı kılıf haline getirilmiştir.

​Planlama hataları, coğrafyanın fiziksel zorluklarından çok daha yıkıcı sonuçlar doğurmaktadır. Heyelan bölgesine inşa edilen milyon avroluk çöp atık tesisi, basit bir hata değildir. Bilimin “yapmayın” diyen çığlığına karşı takınılan kasti bir sağırlıktır. Deprem hattında bekleyen ilçeler, debisi artan derelerin yuttuğu çocuklar ve her yağmurda korkuyla uyanan köyler, Hakkâri halkının doğayla değil, mühendisliğin uğramadığı rant odaklı projelerle boğuştuğunun kanıtıdır.

​Nostromo’da Charles Gould’un madenini korumak için ahlâkî değerleri feda etmesi gibi, bugün de afet güvenliğini sadece bir “maliyet kalemi” olarak gören anlayış, halkın can güvenliğini soğukkanlılıkla riske atmaktadır.

​Conrad, denetimsiz gücün doğadan daha yıkıcı olduğunu savunur. Hakkâri’nin kışın kapanan yolları ve sele kapılan evlatları, bizlere “coğrafya kaderdir” sözünün arkasına saklanılamayacağını bir kez daha hatırlatıyor. Eğer bir yerde liyakat susmuş ve rant konuşmaya başlamışsa, orada gerçekleşen her afet artık bir kaza değil, bir suç mahallidir.

​Bir yanda devasa bütçeli ama yanlış planlanmış tesisler, diğer yanda yollarda kalan cenazeler... Edebiyat ve gerçeklik, Hakkâri’nin sarp kayalıklarında bu trajik noktada birleşiyor. Bu sessiz çığlığı duymayan, görmezden gelen her makam, yarın yaşanacak felaketin de ortağıdır. Çünkü Hakkâri’nin Nostromo’sunda gümüş madeni yok ama halkın canını ihalelere, ihmallere ve sessizliğe kurban eden bir zihniyet var.

Güncelleme Tarihi: 28 Nisan 2026, 12:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER