Karın Sesi, İnsanın Direnişi: Vehbi Çoruh’un Kaleminden Bir Doğu Portresi

Karın Sesi, İnsanın Direnişi: Vehbi Çoruh’un Kaleminden Bir Doğu Portresi

VEHBİ ÇORUH/YAZDI
Yazıda, Hakkari, Yüksekova ve Van… Bu üç kadim coğrafya, haritadaki basit bir üçgenden fazlasıdır. Burası; insanın tabiatla kurduğu o ezeli ve ebedi diyalogda sabrın, tevekkülün ve her yıkımdan sonra yeniden ayağa kalkma iradesinin ete kemiğe bürünmüş halidir.
Bu topraklarda doğa, hiçbir zaman sadece bir manzara olmamıştır.
 * Kış; kapıdan giren bir misafir değil, aylarca süren bir nefes nefese kalma imtihanıdır.
 * Kar; sadece beyaz bir örtü değil; yolları mühürleyen, dünyayla bağı koparan ağır bir sessizliktir.
 * Yağmur; bereketten ziyade, taşan derelerle kapıya dayanan bir endişe;
 * Deprem ise; toprağın altındaki o derin sarsıntıyla insanın en çıplak korkularını yüzüne vuran bir hakikattir.
Hakkari’nin sarp kayalıklarından Yüksekova’nın beyaz ovalarına, oradan Van’ın kadim göl kıyısına kadar uzanan bu hayat; her şeye rağmen sürdürülen bir direnişin adıdır. Ancak son yıllarda tabiatın dili daha da sertleşti. Mevsimler eski asaletini yitirdi; sabahın dingin güneşi yerini ansızın akşamın hırçın tipisine bırakabiliyor. Hayat bir anda duruyor ama bu coğrafyanın insanı durmuyor. Çünkü burada insan, doğaya rağmen değil, doğayla "hemhal" olarak yaşamayı öğrenmiştir. Bir evin ışığı söndüğünde komşunun kandili yanar; bir yol kapandığında gönülden gönüle yeni bir yol bulunur.
Yine de sormadan geçemiyoruz: Neden her beyaz örtü düştüğünde karanlığa mahkûm kalıyoruz? Neden her yağmurda ve her sarsıntıda aynı çaresizlik sahnelerini tekrar izliyoruz? Yaşanan bu tablo sadece doğanın bir "cilvesi" midir? Yoksa eskimiş elektrik hatlarının, yetersiz altyapıların ve "nasıl olsa geçer" denilerek ötelenen planların bu hikâyede büyük bir payı yok mu? Doğanın sertliği bir kader olabilir, ancak hazırlıksız yakalanmak bir tercih olmamalıdır. Yüksekova’da kar yağdığında sönen her lamba, Hakkari’de kapanan her yol, aslında bizlere daha sağlam bir hazırlığın ve daha bilinçli bir şehirciliğin çağrısını yapmaktadır.
Bütün bu meşakkatlerin ortasında değişmeyen tek bir hakikat vardır: Bu toprakların insanı kolay kolay eğilmez. Onlar bilir ki; en uzun kışın bile bir sonu, en koyu karanlığın bile bir sabahı vardır. İnsan, birbirine tutunduğu sürece ayakta kalır.
Hakkari-Yüksekova-Van üçgeni sadece afetlerle, zorluklarla anılacak bir yer değildir. Burası yeniden doğuşun, tükenmeyen umudun ve her şeye rağmen sıcak kalan yüreklerin yurdudur. Tabiat sert olabilir, rüzgârı teni yakabilir; ama bu toprakların insanının sinesindeki ateş, o kardan da kıştan da çok daha büyüktür.

 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER