Mesafeli Işıklar ve Yorgun Yankılar

Mesafeli Işıklar ve Yorgun Yankılar

YÜKSEKOVA GÜNCEL - HABER MERKEZİ

Helin Abo’nun kaleminden dökülen bu satırlar; insanın kendi içindeki o yıpranmış evde, umudun külleri arasında yaptığı sessiz ve derin yolculuğu anlatıyor. Hayatın ağırlığıyla yaşamak yerine o ağırlığın içinden süzülerek geçmeyi seçenlerin hikâyesi...

Gülüşler, bazen uzak bir şehrin titrek ışıkları gibi… Orada olduklarını biliyoruz, parıltılarını seçebiliyoruz ama bir türlü dokunamıyoruz. Sabahları uyandığımızda içimizde bir boşluk uyanıyor; neyin eksildiğini bilmediğimiz, adını koyamadığımız bir noksanlık bu. İçimizde ayakta duran ama duvarları dökülmüş, pencereleri sımsıkı kapanmış bir ev var sanki. Umut? Evet, hâlâ orada. Fakat artık o eski, yakıcı kor değil; rüzgârda savrulan, varlığı hissedilen ama avuçta tutulamayan küllerden ibaret.

Zamanla sesler çekiliyor ve insan en çok kendi sesinin yankısından yoruluyor. Kelimeler, ceplerde taşınan ağır taşlara dönüşüyor; konuşmak, bir yükü yokuş yukarı taşımak gibi. İçimizdeki o koyu suskunluk ise ne bir damla gözyaşıyla hafifliyor ne de eğreti bir gülüşle dağılıyor. Sadece orada duruyor. Bazen bitmiş bir günün ıssızlığı çöküyor üzerimize; adına huzur diyoruz, çünkü bu ağırlığa verecek başka bir ismimiz yok.

Ağırlığın İçinden Geçmek

Fark ediyoruz ki; yaşamak artık bir tercih değil, bir zorunluluk haline gelmiş. Her sabah ayağa kalkmak, nefes almak ve yürümek… Bunları büyük bir anlam bulduğumuz için değil, gitmekten başka yolumuz kalmadığı için yapıyoruz. Hayat, biz planlamasak da kendi mecrasında akıp gidiyor. Bir noktada beyin ve kalp arasında o kırılgan, görünmez denge kuruluyor. Biz o dengeyi anlamasak da o bizi ayakta tutuyor.

Aslında bizler hayatın ağırlığıyla yaşamıyoruz; biz o ağırlığın içinden geçiyoruz.

• Acının tam kalbinde gizli bir şefkat,

• Yorgunluğun en derininde küçük bir nefes aralığı,

• Sessizliğin ortasında ansızın duran bir zaman…

O sıkışmış anlarda, sadece o anlarda, gerçekten yaşadığımızı hissediyoruz. Sonra yine devam ediyoruz. Çünkü geçip gitmekten başka çaremiz yok.

Fark Edişin Kıyısında

İnsan olmak, tam olarak bu sessiz geçişin adıdır. Boşluğun ve ağırlığın içinden süzülmek, her şeye rağmen yeniden ayağa kalkmak... Büyük anlamların peşinde kaybolmak yerine, avucumuza sığacak küçük anlara tutunmak. Başımızı kaldırıp baktığımızda gördüğümüz o anlık manzaranın içine yerleşebilmek.

Hayat ne dündedir ne de yarınki beklentide. Hayat; o küçük fark edişlerde, kalbe dokunan kısa ama derin izlerde duruyor. Biz geçip gidiyoruz, ama o izler bizi biz yapıyor.

Güncelleme Tarihi: 23 Nisan 2026, 00:30
YORUM EKLE