Yüksekova Lisesi

Yüksekova Lisesi

ERSİN TEK/YAZDI

Ersin Tek Yazısında, Bazı isimler vardır, tabelalardan ibaret değildir. Bir şehrin hafızasına kazınır, kuşakların hayatına karışır. Yıllar geçer, insanlar değişir ama o isim yaşamaya devam eder. Yüksekova Lisesi de böyle bir isimdi.

Yedi Güzel Adam dizisindeki Kara Lise sahnesi geldi aklıma. Bazı okullar vardır; yalnızca öğrencilerin ders gördüğü binalar değildir. Bir dönemin ruhunu, bir şehrin hafızasını ve kuşakların ortak hikâyesini taşırlar. İnsan, yıllar sonra o okulları hatırladığında yalnızca sıraları ve koridorları değil, kendisinden bir parçayı da hatırlar. Yüksekova Lisesi de bizim için böyle bir yerdi.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir’de bahsettiği gibi, şehirleri şehir yapan şey binaların soğuk taşları değil, onların üzerindeki ruh ve insan emeğidir.

Dedelerimizin taşlara bir ibadet, bir ruh üfler gibi inşa ettiği mekânlar, nesilden nesile aktarılan ortak bir hüviyet kurar. Bir zamanlar Yüksekova’nın tek lisesi olan bu yer de bizim için tam olarak böyle bir ruha sahipti.

Babalarımızın da yolu oradan geçti, bizim de. Aynı sıralarda oturan, aynı koridorlarda yürüyen, aynı bahçede gençliğini ve heyecanını bırakan nice insan vardı. Kimi üniversiteye gitti, kimi bir meslek sahibi oldu, kimi hayatın başka yollarına savruldu. Fakat hepsinin hikâyesinde ortak ve sarsılmaz bir durak vardı: Yüksekova Lisesi.

Bugün o okulun adı değişmiş. Tabela yenilenmiş, isim başka bir isme bırakmış yerini. Resmî kayıtlarda belki sıradan bir bürokratik işlemden ibaret. Peki, bir şehrin hafızasında da her şey bu kadar kolay değişiyor mu?

Mesele yalnızca bir okulun adı değil. Mesele, bir şehrin kendisine ait değerleri ve geçmişin emanetini nasıl koruduğudur.

Şehirler yalnızca binalardan, caddelerden ve tabelalardan oluşmaz. Onları canlı tutan, biraz da ortak hatıraları, ananeleri ve isimleridir. Eski bir sokak, yıllardır aynı yerde duran bir dükkân, bir okulun adı… Bunların her biri geçmişle bugün arasında görünmez bir bağ kurar. İnsanlar o isimleri duyduklarında yalnızca bir yeri değil, kendi gençliklerini, arkadaşlarını, öğretmenlerini ve geride bıraktıkları yılları hatırlar.

İtalyan mimar Aldo Rossi, The Architecture of the City adlı eserinde şehri kolektif hafızanın mekânı olarak ele alır. Rossi’nin bu yaklaşımı, Yüksekova Lisesi’nin bizim için ne ifade ettiğini de anlatıyor. Çünkü bazı mekânlar yalnızca fiziksel varlıklarıyla değil, insanların hayatlarında biriktirdikleri anlamlarla yaşar. Yüksekova Lisesi, Yüksekova için tam da böyle bir hafıza köprüsüydü.

Elbette şehirler değişir. Yeni okullar açılır, yeni kurumlar kurulur. Tanpınar’ın dikkat çektiği gibi, “gerçek yapıcılık, mevcudu muhafaza etmekle başlar”. Ancak bizde zaman zaman yenilenmek ile hafızayı silikleştirmek birbirine karıştırılıyor. Kendi tarih mirasına, isimlerine ve hafızasına karşı sorumsuz davranan nesillerin yalnızca yeni tabelalarla sahici değerler inşa etmesi mümkün değildir. Bir şehrin gelişmesi için geçmişinden ve kelimelerinden vazgeçmesi gerektiğini kim söylemiş?

Bazen isimleri değiştirmenin, geçmişle aramıza mesafe koymanın en kolay yolu olduğunu düşünüyoruz. Oysa tabela değişse de insanların dilindeki ve yüreğindeki isim kolay kolay değişmiyor. Çünkü insan, kendisinden bir parçayı bir idari kararla terk edemiyor.

Yüksekova Lisesi denildiğinde benim aklıma yalnızca bir eğitim kurumu gelmiyor. İmkânların bugünkü kadar çeşitli olmadığı yıllar, bir lisede okumanın taşıdığı anlam ve bir okulun bütün bir ilçenin eğitim hayatındaki yeri geliyor. O bina, öğrenciler yetiştirmenin ötesinde, Yüksekova’nın ortak geçmişine, kaderine ve insanına tanıklık etmişti.

Şimdi sormak gerekiyor:

Böyle bir isim değiştirilirken şehrin hafızası düşünüldü mü? Bu okulda okuyanlara, bu isimle büyüyen kuşaklara ne ifade ettiği soruldu mu?

Bilmiyorum ama bir şehrin geçmişiyle kurduğu ilişkiyi yalnızca resmî kararlarla ölçemeyiz. Bazen yıllar sonra eski okulunun önünden geçen bir insanın durup geriye bakışında, o sessiz tefekkürde aramak gerekir.

Ben Yüksekova Lisesi adının yaşatılmasından yanayım. Bunun için yeni olanı reddetmek, değişime bütünüyle karşı çıkmak gerekmiyor. Geçmişin adını ve ruhunu koruyarak geleceğe yürümek pekâlâ mümkündür. Eğer okulun adı değişecekse bile eski adın bir hatıra, bir levha ya da başka bir anlamlı ve hürmetkâr yolla yaşatılması düşünülebilir. Çünkü bir şehrin geçmişine sahip çıkmak, bugünün imkânlarından vazgeçmek değil, aksine o imkânlara bir kök sunmaktır.

Fransız tarihçi Pierre Nora, hafıza ile tarih arasındaki ilişkiyi ele alırken hafızayı yaşayan toplulukların taşıdığı, sürekli dönüşen bir olgu olarak tanımlar. Onun bu yaklaşımı bize önemli bir şeyi hatırlatır: Geçmiş, yalnızca arşivlerde ve resmî kayıtlarda yaşamaz. İnsanların dilinde, hatıralarında ve aidiyet duygusunda da varlığını sürdürür. Yüksekova Lisesi’nin adı değişmiş olabilir ama o isimle büyüyen insanların hafızasındaki yerini bir kararla silmek mümkün değildir.

Yüksekova Lisesi, babalarımızın gençliğiyle bizim gençliğimizi birbirine bağlayan ortak bir hafıza mekânıdır. Bu nedenle onun adı, kişisel bir nostaljiden çok daha fazlasıdır; ilçenin eğitim ve kültür tarihinin silinmez bir parçasıdır.

Sokakları yeniden düzenleyebilir, eski binaların yerine yenilerini yapabilirsiniz. Fakat bütün bunların sonunda şu çetin soruyla karşılaşırsınız: Yeni şehri ve kurumları kurarken eski şehrin ruhundan ve insanından ne kadarını koruyabildiniz?

Benim itirazım tam da burada başlıyor.

Çünkü bir şehrin hafızası, geçmişte kalmış bir yük değildir; o şehrin kendisine ve geleceğe anlattığı hikâyedir. Bazı isimleri bu hikâyeden çıkardığınızda yalnızca bir tabela eksilmez, ortak hafızanın sesi kısılır, şehri ayakta tutan görünmez bağlar zayıflar.

Yüksekova Lisesi’nin adını önemsiyorum. Çünkü bazı isimler değiştirildiğinde yalnızca bir kurumun adı değişmez; bir şehrin kendi hikâyesini ve özünü anlatma biçimi de değişir.

Bir şehrin geleceğini inşa etmek için geçmişini unutması gerekmiyor.

Bazen yapılması gereken tek şey, o ismi ve onun temsil ettiği ruhu yaşatmaktır.

YORUM EKLE