Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) Türkiye ’nin usulüne uygun yürürlüğe koyduğu anlaşmalardan biridir. 9. maddede “Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir” deniyor. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına bağlı herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğünden tek başına veya topluca veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapma hakkı bulunmaktadır. Bu hak ancak kamu güvenliği, genel sağlığın ve ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasa ile sınırlandırılabilir.
Mezhebe atıf olmaz
Tekke ve Zaviyelerin Kaldırılmasına İlişkin Kanun’daki yasaklamaları, İslam dinini ‘devletin dini’ olarak kabul eden 1924 Anayasası’nın hüküm olduğu, AİHS’nin usulüne uygun olarak uygulanmadığı yıllar itibariyle değerlendirmek gereklidir.
Anayasanın 2. maddesinde devletin laik olduğu belirtilmektedir. Din ve mezheplere eşit davranmak, ancak kanunlarda herhangi bir dine, mezhebe atıfta bulunmamakla gerçekleştirilebilir.
Devletin neyin din, ibadet ve ibadethane sayılacağını belirlemesi, laiklik ilkesiyle çeliştiği gibi usulüne uygun yürürlüğe girmiş sözleşmelerdeki inanç özgürlüğünün gereğinin yerine getirilmesini de engeller.
Alevi inancının gereklerinin yerine getirildiği yer olduğu belirtilen cemevlerinin kurulması, faaliyette bulunması, AİHS’nin 9/2. maddesinde belirtilen nedenlerle kısıtlayıcı sebeplerin varlığı somut delillerle ortaya konulmadığı sürece, demokratik bir toplumda engellenemez.
Anayasamızda tanımlanan bir ortak ve topluluklara mahsus din olgusu yoktur. Kişiler, topluluklar ve zümreler din ve vicdan özgürlüğüne sahiptirler. Aleviler de ibadet edecekleri ibadet merkezlerinin neresi olduğu konusunda cemevleri olarak isimlendirilen yerleri tercih etmişler ve cemevleri uzun yıllardan beri Alevilerin ibadet yeri olarak bilinmiştir.
AİHM kararlarına göre kapatılamaz
Mahkeme AİHM kararlarından örnekler verdi. Girit’te yaşayan 4 Yehova Şahidi’nin ibadet yeri olarak kullandıkları odaların, ‘yerel idareden yazılı izin alınmadan ibadet yeri açılamayacağına’ ilişkin yasal hükme aykırı davranıldığı gerekçesiyle kapatıldığını hatırlatan mahkeme, şikâyet üzerine AİHM’nin, 1996’da ‘kısıtlamanın demokratik bir toplumda inanç ve ibadet özgürlüğüne aykırı olduğu’ gerekçesiyle başvurucuları haklı bulduğunu anlattı.
İzmir ’de bir kişinin, nüfus cüzdanında ‘İslam’ yerine ‘Alevi’ yazılması için açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Türkiye’nin AİHM’de mahkûm olduğu belirtilen kararda, “AİHM’nin bu yöndeki kararı dikkate alındığında, Ankara Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü’nün derneğin tüzüğünde yer alan ‘Derneğin amacı Çankaya’da yaşayan Alevi inançlı yurttaşların inanç ve ibadetlerini yerine getirme merkezleri olan cemevlerini yapmak ve yaptırmaktır’ ibaresinin kaldırılmasını talep etmesinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır” denildi.