Kürt siyasetçi İdris Baluken, 10 Ekim Ankara 2015 Gar Katliamı’nı 2013’te başlayan çözüm sürecinin sona ermesi ve 7 Haziran-1 Kasım 2015 arasındaki siyasi atmosfer üzerinden değerlendirdi.
Medya Haber’in aktardığına göre dönemin iktidarının barış sürecinde ısrarcı olmadığını belirten Baluken, 5 Haziran Diyarbakır ve 20 Temmuz Suruç katliamlarının ardından yapılan uyarıların yeterince dikkate alınmadığını söyledi.
Baluken, geçmişle yüzleşmenin ve siyasi sorumlulukların açığa çıkarılmasının toplumsal normalleşme için gerekli olduğunu vurguladı.
10 Ekim 2015’te Ankara Garı’nda düzenlenen Barış Mitingi’ne yönelik saldırı, Türkiye’nin yakın tarihindeki en ağır katliamlardan biri oldu. Dönemin İmralı Heyeti üyesi olan İdris Baluken, katliamın arka planını değerlendirirken barış sürecinin sona ermesiyle değişen siyasi koşullara, güvenlik politikalarına ve önceki saldırıların aydınlatılmamasına dikkat çekti.
Çözüm sürecinin sona ermesi ve şiddet ortamı
Baluken’e göre 2013-2015 arası yürütülen çözüm süreci, 5 Nisan 2015’te Abdullah Öcalan ile yapılan son görüşmeyle fiilen sona erdi. Ardından yaşanan şiddet olayları ve katliamlar, bu yeni siyasi dönemin sonuçları arasında yer aldı.
Sürecin sona ermesini yalnızca siyasi diyaloğun kesilmesi olarak değerlendirmeyen Baluken, bunun ülkedeki çatışma ve şiddet ortamını derinleştiren bir kırılma yarattığını ifade etti.
Dönemin iktidarının barış politikalarında ısrarcı olması halinde Ankara Gar Katliamı’nın yaşanmayabileceğini belirten Baluken, “Eğer iktidar ve devlet 2013’ten beri devam eden barış ikliminde ısrarcı olsaydı, bu saldırıların gerçekleşmesi mümkün olurdu” dedi.
7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki siyasi atmosfer
Ankara Gar Katliamı, 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 genel seçimleri arasındaki yoğun siyasi gerilim döneminde gerçekleşti. Baluken, bu dönemde yaşananları yalnızca istihbarat veya güvenlik alanındaki eksikliklerle açıklamanın yetersiz kalacağını belirtti.
Dönemin siyasi dengelerini “kontrollü kaos” kavramıyla değerlendiren Baluken, 1 Kasım seçimlerine bu ortamda gidildiğini ifade ederek, Ankara Gar Katliamı ve aynı dönemde yaşanan diğer saldırıların güvenlik zafiyetlerinin yanı sıra siyasi tercihler bağlamında da incelenmesi gerektiğini kaydetti.
Dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun katliamların ardından yaptığı açıklamalara da değinen Baluken, Davutoğlu’nun, katliamların yaşandığı seçim dönemindeki anketlerde AK Parti’nin oylarının arttığını söylediği açıklamasını hatırlattı.
Baluken ayrıca, Davutoğlu’nun AK Parti’den ayrılarak Gelecek Partisi Genel Başkanı olduğu dönemde, 7 Haziran ile 1 Kasım arasında yaşananları anlatması halinde birçok siyasetçinin halkın karşısına çıkamayacağını söylediği açıklamasına dikkat çekti.
Baluken, bu açıklamaların dönemin siyasi sorumluluklarının ve katliamlarla ilgili olası ihmal zincirinin araştırılması açısından önem taşıdığını belirtti. Baluken ” Söz konusu dönemde yaşananlarla gerçek bir yüzleşme sağlanmadan ve onarıcı adalet mekanizmaları işletilmeden Türkiye’de siyasi, sosyal ve toplumsal normalleşmenin gerçekleşmesi mümkün değil.” dedi.
Diyarbakır ve Suruç katliamlarının ardından gelen uyarılar
10 Ekim Ankara Gar Katliamı’ndan önce 5 Haziran’da Diyarbakır’da, 20 Temmuz’da ise Suruç’ta saldırılar yaşanmıştı. Baluken, bu iki katliamın ardından yeni saldırıların gerçekleşebileceğine ilişkin uyarıların dönemin kamu otoritelerine iletildiğini söyledi.
O dönemdeki siyasi atmosferin sertleşmesine rağmen hem siyasi değerlendirmelerden çıkarılan sonuçların hem de elde edilen güvenilir duyumların yetkililerle paylaşıldığını belirten Baluken, Meclis çalışmalarında da Diyarbakır ve Suruç katliamlarına ilişkin soru ve araştırma önergeleri verildiğini, basın açıklamaları yapıldığını ve kamuoyunun bilgilendirildiğini aktardı.
Baluken, Diyarbakır ve Suruç saldırılarının arka planının bütün boyutlarıyla ortaya çıkarılmaması halinde yeni katliamların yaşanabileceğine ilişkin uyarılarda bulunduklarını ifade etti. Bu uyarıların yeterince dikkate alınmadığını belirten Baluken, iki saldırının tüm yönleriyle aydınlatılması durumunda Ankara Gar Katliamı’nın önlenebileceği görüşünü dile getirdi.
Ankara Garı’ndaki saldırının ardından yürütülen araştırmaların ve adalet arayışının, önceki katliamlarla ilgili soruların yanıtlanmasından ayrı düşünülemeyeceğini belirten Baluken, siyasi sorumlulukların açığa çıkarılmasının önemine işaret etti.
Barış mitingi hedef alındı, toplumsal uzlaşı ağır darbe aldı
10 Ekim 2015’te Ankara Garı’nda düzenlenen miting, farklı siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin, meslek kuruluşlarının, sendikaların ve toplumun çeşitli kesimlerinin barış talebiyle bir araya geldiği bir buluşmaydı.
Baluken, mitingin gerekli güvenlik önlemleri alınarak gerçekleştirilebilmesi halinde Türkiye’de barış ve demokrasi açısından çok daha farklı bir toplumsal atmosferin gelişebileceğini söyledi.
Ancak barış talebiyle düzenlenen miting, Türkiye tarihinin en ağır katliamlarından biriyle sonuçlandı. Baluken’e göre saldırı, yalnızca mitinge katılanları değil, farklı toplumsal kesimlerin ortak bir gelecek ve demokratik yaşam etrafında buluşma ihtimalini de hedef aldı.
Katliamın ardından yaşanan acıların ve toplumun ödediği bedellerin, barış siyasetinin karşı karşıya kaldığı ağır sonuçları gösterdiğini belirten Baluken, Türkiye’nin barış ve demokrasi yönünde ilerleyebileceği bir dönemde yeniden savaş ve şiddet ortamına sürüklendiğini ifade etti.
Buna karşın Baluken, saldırıların barış ve demokrasi için ortak mücadele zeminini tamamen ortadan kaldıramadığını vurguladı. Baluken, “Bugün demokratik ve barışçıl bir gelecek için bir arada değiliz, bu saldırıların hedeflerine ulaşamadığının göstergesidir” değerlendirmesinde bulundu.
İdris Baluken ortak mücadele alanlarının korunması için daha yaratıcı yöntemlere, daha kapsamlı çalışmalara ve daha büyük eylem ve etkinliklere ihtiyaç olduğunu da dile getirdi.