Kürt meselesinin çözümüne yönelik olarak başlatılan ve ikinci yılına doğru ilerleyen sürecin ana aktörlerinden biri olan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, sürecin el yordamıyla yürüdüğünü söyledi.
Agos gazetesinden Burcu Karakaş’a röportaj veren Bakırhan, “Sayın Öcalan’ın durumu da öyle. Rahat çalışma, iletişim, sağlık, yaşam koşullarının oluşturulması gerekiyor. Bu süreç 12 metrekarede yürümez” dedi.
“Hem örgüt yöneticilerini hem devlet yetkililerini biraz daha cesur olmaya davet ediyorum” ifadelerini kullanan Bakırhan, Burcu Karakaş’ın sürecin ana başlıklarına ilişkin sorularını yanıtladı.
Tülay Hatimoğulları, Meclis’teki grup konuşmasında “Bütün adımların bir anda atılamayacağını biliyoruz” dedi. Peki tutuklu seçilmişlerin durumu konusunda adım atmak için iktidar bir eşik mi bekliyor?
Tutuklu yargılanan seçilmişlerin süreç beklenmeden bırakılmaları gerekiyor. Ama bu konuda çok muhafazakar bir yönetime sahip Türkiye. Seçilmiş insanın içeride ne işi olur? Seçilmiş sandıkla gelir, sandıkla gider. Çeşitli gerekçelerle, yargı sopası da kullanarak rakiple bu yönlü mücadele etmek doğru değil. Dolayısıyla bu sürecin bir şartı değil. Sürece bağlamak da doğru değil. Süreç ağır ilerler, durur, zamana yayılır. Bunlara bakılmaksızın bir an önce serbest kalmaları gerekiyor.
Pazarlık konusu ediliyorlar mı?
Bir pazarlık falan yok. Bütün samimiyetimle söylüyorum. Bir defa belki bu soruya böyle yanıt veriyorum: Bir “al-ver” meselesi yok. Süreç adım adım ilerleyecek. Sürecin ilk adımı özel yasa. PKK ve bütün sonuçlarını ortadan kaldıran bir yasa. En başından da böyle kuruldu. Sonraki aşamalar zaten Türkiye’nin uzun yıllardır yaşamış olduğu demokratikleşme meseleleridir.
“Yasayı çıkaralım, sonra bakarız” gibi bir yaklaşımı mı var iktidarın?
Yasanın çıkması, başka bir aşamaya geçilmesi anlamına gelir. Bu aşamanın sonrası demokratikleşmedir. Barış ve demokratikleşmenin birbirinden ayrı düşünülmemesi gerekir. Gönül isterdi ki hepsi bir arada olsun. Ama işte karşımızda şimdilik böyle bir yaklaşım yok. Meselelere yaklaşım konusunda çok tutucu bir iktidarla karşı karşıyayız. Bu adımlar da yasayla birlikte olabilir.
Yasa çıktı ama Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ gibi seçilmişler tahliye edilmedi. Böyle bir şey mümkün mü?
Bahsettiğiniz arkadaşların çoğu örgüt üyeliğinden yargılanıyor. Cezanız bitiyor ama bir kurul oluşturuluyor. “Bu arkadaş cezasını tamamladı ama henüz çeşitli sebeplerden dolayı çıkamaz” dediği zaman çıkamıyorsunuz. Kendisini yargı yerine koyan kurullar var. Bu yasayla birlikte Türkiye normalleşme sürecine girmeli. Kendi demokrasisini gözden geçirmeli. İktidar yargı meselesini masaya yatırmalı.
Böyle bir muhasebenin olacağına dair inancınız var mı?
Zaten olmayacaksa diğerinin tek başına olmasının anlamı yok. Buradan çıkarır, diğer türlü gerekçeyle içeri atar. Ben çorabın söküğü gibi diyorum. Demokrasiye, insan haklarına saygı duyması gereken bir anlayış ve yasaların olması gerekiyor.
Somut adımların henüz atılmamış olması tabana nasıl yansıyor?
Taban zannediyor ki biz 7/24 devletle masada oturuyoruz. Böyle bir dünya yok. Bunun kendi içerisinde bir mekanizması, bir ritmi var. Dönem dönem duraksıyor, dönem dönem ilerliyor, dönem dönem çok ileri şeyler konuşuyoruz. Dönem dönem Ortadoğu’daki, dünyadaki gelişmelerden dolayı biraz daha yavaş akıyor. Bazen de “Şu da bu da mı olacak” biçimden ziyade, adım adım ilerlemenin yollarını aramakta yarar var. Biraz zaman alacak, biraz mücadeleyle olacak. Türkiye’nin devasa sorunları var. O sorunları çözebilmemiz için bu meselede yol almamız gerekiyor. Biraz sabırlı olmak gerekiyor. Sabırlı olmak, izlemek değil. Sabırlı ama mücadeleyi büyüten, demokratik basınç oluşturan, sürece omuz veren bir rol oynayabilirsek bu soruların tamamının yanıtını bulabiliriz. Sanki sadece Kürtlerin mağdur olduğu haklar konuşulacak, çözülecek gibi bir algı yaratılıyor. Diyorlar ya, tırnak içerisinde “Ermeni’yi dövdürmeyecektin” diye, birbirimizi dövdürmemize gerek yok. Demokrasi hepimizin sorunudur.
Sürecin demokrasiye hizmet ettiği konusunda toplumun ikna olduğunu düşünüyor musunuz?
Toplum çok şeyler yaşadı. Artık söz değil, somutu görmek istiyor. Henüz orada bir şey yok. Bu olmayınca kuşkuyla bakıyor. Güvenle yaklaşmıyor. Sorguluyor. Bu konuda toplumu suçlamak doğru değil. Kuşkuyla yaklaşması aslında çok kıymetlidir.
İktidarın üzerinde çalıştığı, PKK’lilerin Türkiye’ye dönüşünü düzenleyecek yasa taslağında kapsam tartışması yaşandığı anlaşılıyor. Abdullah Öcalan ve DEM Parti, “Yasa bütün arkadaşları kapsamalı” yaklaşımını benimsiyor. Ancak devletin üst düzey PKK’lilerin kapsam dışında tutulmasını istediği konuşuluyor. Uzlaşı mümkün mü?
Barışacaksak parantez içinde parantez olması doğru değil. Kapsayıcı bir yasa, kapsayıcı bir yaklaşım, yeni bir sayfa… Kategori her meselede problemlidir. Bu meselede de bence teşvik eden yasalar olmalı. Bir insan silahı bırakırken nereye gideceğini, neye gideceğini bilmeli. Henüz ortada bir şey yok yani. Otuz yıldır orada olan insanın neye katılıp katılmadığını nasıl tespit edeceksiniz? Bütüncül bir yasa olmalı.
Taslak da bu kapsayacılıkta mı hazırlanıyor?
Taslağı biz görmedik. Bizim de bir taslağımız var ama önce iktidarın bu konuda ne düşündüğünü görmek istiyoruz. Kapsayıcı bir taslak olmalı. Bir takvim yok ama Meclis’in açılışına bence yetiştirmek gerekiyor. Ciddi bir güvensizlik var. Türkiye’de herkes bir tedirginlik içerisinde. Bunu kırmak gerekiyor. Bu süreci de buna vesile yapmak gerekiyor. Öyle bir taslak olmalı ki kimsenin kafasına bir tereddüt kalmamalı.
Beklenen yasa taslağı üzerinde uzlaşılmazsa ne olur?
Bence uzlaşılmalı, niye uzlaşılmasın? Yani eğer silahı tehdit olarak görüyorsan, silahın bırakılması için bir zemin oluşmuşsa devlet olarak size düşen o zemini kapsayıcı kullanmak ki kimsenin elinde silah kalmasın. Zorla alamadığımıza göre, o zaman güzellikle almak gerekiyor. Kapsayıcı olmakta yarar var. Diğeri biraz zamana yaymak olur. Türkiye yeterince ağır dönemler geçirdi. Bu süreci hafifletecek bir yaklaşıma ihtiyacı var.
DEM Parti’nin, silah bırakan bazı grupların hukuki düzenleme olmadığı için Türkiye’ye gelemediği yönündeki iddiasına karşı bazı AKP’liler, mevcut kanunların buna imkân verdiğini belirtti. Geçmişteki tecrübeler tersini gösterirken bu açıklamaların yapılmasındaki niyeti nasıl okuyorsunuz?
Mevcut yasalar bu meseleyi çözecek içerikte olsaydı o zaman birkaç aydır süren tartışmalar niye? İki defa barış grupları geldi, 12 yıl cezaevinde kaldılar. Hatta yaşamını yitirenler oldu. Ben onların niyetini bilmiyorum ama biz bu konularda iyi niyetliyiz. Ve sadece iyi niyetin yetmediğini bildiğimiz için hukukun da gerekli olduğunu söylüyoruz. “PKK silah bırakma konusunda samimi midir” derseniz, 35 yıldır Kürt hareketi içerisinde siyaset yapan birisi olarak samimi olduklarına inanıyorum. Bir güvence olmadan insanlara “Bırakın, gelin” denilmesini anlamakta zorlanıyorum. Örgütün ve devletin birbirine karşı mesafeli olması, tereddütle yaklaşması gayet normal. Kırk yıldır birbirleriyle savaşıyorlar. Ama ikisinin de tereddütlü olmasını aşacak bir yol var. Bu konuda açık, şeffaf bir yaklaşım ortaya koymak gerekiyor. Eş güdümlü adımların atılmasının bu süreci çözebilecek kilit olduğunu belirtmek istiyorum.
Örgütün lider kadrosunun demokratik siyasete katılması konusunda partinin yaklaşımı nedir?
Ona örgütün kendisi karar verir. Bu konuda onlar adına konuşmak çok etik değil. Ama kendi adıma söylüyorum barışılacaksa temiz bir sayfa, yeni bir sayfayı birlikte açmak gerekir. Tereddüt ararsak dünya kadar ortaya çıkar. Tereddütler üzerinden siyaset yürütmek, görüşmeleri barışa ulaştırmak çok zordur. Barış cesaret ister, tereddütleri giderecek adımlar ister, yaklaşım ister. Tereddüt ve barış birbiriyle çelişen kavramlardır. Biraz daha cesur olmaya davet ediyorum hem örgüt yöneticilerini hem devlet yetkililerini.
İktidarın Kürt meselesini demokratik çözüm perspektifinden çok, kendi siyasi geleceği ve rejimin devamlılığı açısından araçsallaştırdığı yönünde eleştiriler yapılıyor. Bu değerlendirmeye katılıyor musunuz?
İktidarın ne düşündüğü konusunda bir sürü yorum yapabiliriz ama netice itibariyle barış kendisini arasallaştıran yaklaşımların her zaman çok üzerindedir. Barış sürecini araçsallaştırmak kimseye kazandırmaz. Bence iktidarın araçsallaştırma yerine demokratikleşme adımlarını atması ona daha fazla puan kazandırır. Bu mesele araçsallaştırılacak bir mesele değil, Kürtler araçsallaştırılacak bir halk değil. Biz böyle bakmıyoruz. Süreci önemsiyoruz. Henüz atılmış bir adım yok. Onları görünce anlarız. Boş gündemlerle tartışma yerine bir araya gelerek birlikte iktidarı adım atmaya zorlamak en doğrusu. Çok somut görev ve sorumluluklarımız var. Bunları birlikte yerine getirirsek hiç kimse bir şeyi araçsallaştıramaz.
Demokrasi konusunda muhalefetle ortak bir siyasi hat kurabildiğinizi düşünüyor musunuz?
Geçmişte CHP’nin yaşadıklarını defalarca yaşayan bir parti geleneğinden geliyoruz. Bu yol kimseyi büyütmez, bu yol kimseye katkı sunmaz. Biz muhalefetiz, muhalefet kimliğimiz devam ediyor. Bir sürecin devam etmesi, muhalefet kimliğimizden vazgeçmemiz anlamına gelmiyor. Biz iktidarla bu meselenin çözümü için masada oturuyoruz. Kimin seçileceğiyle ilgili bir tartışma yürütmüyoruz. Seçimde nerede duracağımızı kimseyle tartışmıyoruz. “O masada oturduk, önümüzdeki seçimde bizimle işbirliği yapın” diyen duymadım. Dolayısıyla muhalefetin de bu durumu iyi okuması gerekiyor. Şu ana kadar sayın Özgür Özel ve partisi gerçekten bu konuda çok kapsayıcı bir yerde durdular. Her şeye rağmen komisyonda kalmaya devam ettiler. Hâlâ da her yerde süreci desteklediklerini söylüyorlar. Onlar da bizim nerede durduğumuzu, nasıl durduğumuzu biliyorlar. Sadece kendisine geldiği zaman savunmaya geçmeyen, diğer muhalefet partilerine de yapılanlar karşısında her zaman bize yapılmış gibi hisseden bir siyasi partiyiz. Umarım muhalefete, özellikle CHP’ye yönelik baskılar artık son bulur. Türkiye çok yoruldu.
AKP kaynakları, Öcalan’ın koşullarının esnetilmesi, Kandil’le doğrudan iletişim kurması ve gazeteci-akademisyenlerle görüşebilmesine sıcak bakılabileceğini söylüyor. Bu yaklaşımı “müzakere zemininin genişlemesi” olarak mı görüyorsunuz, yoksa bunun hukuki bir çerçeveye kavuşması gerektiği kanaatinde misiniz?
Süreç el yordamıyla yürüyor. Adını koymak gerekiyor. Sayın Öcalan’ın durumu da öyle. Rahat çalışma, iletişim, sağlık, yaşam koşullarının oluşturulması gerekiyor. Bu bir talep olarak değil, zaten olması gereken bir şeydir. Bu süreç 12 metrekarede yürümez. Hiç olmayan iletişim kanallarıyla nasıl yürütülecek? Devasa bir örgütten bahsediyorsun. Sayın Öcalan’ın ve sürecinin hukukunun tanınması gerekiyor. Yeterince Türkiye kamuoyu tarafından tanındığını düşünmüyorum. Çok yanlış bir algı oluşturuldu. Maalesef o da kırılamadı. Bir biçimde bu ülkenin demokratik dönüşümüne katkı sunuyor. Entelektüel bir insan. Ortadoğu’yu, Türkiye’yi çok iyi analiz ediyor. Sizin de gidip bu soruları mesela kendisiyle konuşmanızı isterdim.
Öcalan’ın doğrudan temas kurabilmesine yönelik koşulların oluşturulması kısa vadede ihtimal dahilinde mi?
Yüzde yüz olması gereken bir şeydir. Biz 4-5 saat görüştük kendisiyle. Ben çok etkilendim. Kendisini uzun süre takip eden biri olarak ben etkilediysem, kendisini hiç tanımayan, devletin oluşturduğu algılarla tanıyan bir insanla Öcalan’la karşılaştıktan sonra hangi duyguları yaşayacağını da çok merak ediyorum. Eğer olumsuz dönerse ben özeleştiri veririm. Bunu objektif söylüyorum. Bahanelere çok takılmamak gerekiyor. Yol almamız gerekiyor. Türkiye’nin yol almaya ihtiyacı var. Aslında bir yolumuz da var. O eski statikocu mantıkla yaklaştığımız için “Acaba ilerlersem önüm uçurum mu?” diye düşünülüyor. İlerlemeden uçurum mu, daha geniş bir zemin mi olduğunu göremiyorsunuz. Biz diyoruz ki önünde barış var, huzur var, refah var, mutluluk var. Kardeşlik var, eşit yurttaşlık var. Ama önünü görmeyenlere de diyoruz, yürümeden göremezsin önünde ne olduğunu. Birlikte yürüyelim. Emin olun aydınlık bir Türkiye’nin yolunu orada göreceğiz.
Bu yoldan dönülür mü?
Sanmıyorum ben. Yani gelinen noktada ne iktidarın ne PKK’nin bu yoldan sapabileceğini düşünüyorum. Bu kadar emin konuşuyorum. Çünkü toplum bu yoldan döneni affetmez. Yani sandıksa sandıkta mahkûm eder. Başka türlü ise yüreğinde mahkûm eder. Dönülmez bir yoldayız. Biraz iddialı olacak ama Türkiye’nin mevcut koşullarına, PKK’nin dönüşümüne baktığımda dönülmez bir yolda olduğumuzu görüyorum.
Tuncer Bakırhan’ı kişisel olarak sürecin başından bu yana en çok zorlayan ne oldu?
Büyük beklentiler var. İnsanlar sanki bizim her şeye karar vereceğimizi düşünüyor. Yani bize soruyor. Onlara yanıt olmamak bence dünyanın en zor işidir. Barış annelerinin hikayelerini dinleyince etkilenmemek elde değil. Üç-dört çocuğunu yitirmiş, köyü yakılmış. Eşi faili meçhul cinayete gitmiş. Bu insanların bütün umutları sizde. Ve sizden bir yanıt bekliyorlar. Buraya bir yanıt vereceksiniz ama diğer tarafta da işler henüz istediğiniz ritimde de gitmiyor. Dolayısıyla arafta kalmak ve araf dilini kullanmak kadar zor bir şey olduğunu düşünmüyorum. Yani emin olun bugüne kadar dünya kadar şey yaşadık ama o kadar zorlanmadım, şimdi zorlandım. “Ne zaman olacak?”, “Nasıl olacak?”, “Umutlu musun?” gibi sorulara yanıt vermek çok zor. Bu soruların devamlı olumlu olması için mücadele ediyoruz. Bütün hücrelerimizle bu süreci ilerletmek, toplumsallaştırmak için yoğun bir çaba içerisindeyiz./ ilketv