AKP, DTP ve Açılım

DTP"nin uzun süreli ısrarları ve Erdoğan"ın da inadından vazgeçerek yumuşamasının -ki aslında bu, konjoktür gereği bir yumuşamdan başka bir şey değil- sonucunda, nihayet DTP"nin başkanlarından Ahmet Türk ile Türkiye Başbakanı ve AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan biraraya geldi.

 

İki taraf arasında yapılan bu aslında “tarihi” sayılmayacak görüşme, Türkiye"de hükümetin “Kürt Açılımı”na yönelik adımlarından bir adım olarak nitelendiriliyor! Mesele Kürt Sorunu olunca, ve yöntem “açılım” olunca, vede bu bizzat hükümet tarafından gündemleştirilince, artık DTP ile görüşmemek ayıp olacaktı! Her halde hükümet, üstün bir cesaret örneği sergileyerek, PKK lideri Abdullah Öcalan ile konuşmayacaktı, çünkü bu seferde hükümetin nasıl bir tepki alacağını herkes tahmin edebiliyordur.  O zaman, DTP ile görüşme tarihi bir görüşme değil; olması gereken partiler arası siyasi  bir görüşme olarak da düşünülebilir. 

 

Meselenin buraya kadar gelmesinin arkasında elbetteki hükümetin “çok insancıl” yapısının olduğu söylenemez. Hem DTP, hemde Kürt halkı bunun böyle omadığının farkında mıdır bilinmez! Ancak, hükümetin meseleyi  bu derece ileriye götürmesinin arkasındaki niyetin gelecek dönem genel seçimlerine yönelik bir yatırım çalışması olduğu çokta kapalı değil.

 

Erdoğan"ın Kürtlerin yaşadığı topraklarda “halkın artık çoğunluğun desteklediği oluşumun yanında yer alacağı” hakikatiyle hareket edeceği son belediye seçimlerinde de ortaya çıktı. Erdoğan, hem kendisinin hemde diğer partilerin başarıya ulaşamayacaklarının bilincinde olsa gerek.  Artık Erdoğan Kürtlere dönük yatırımlarında daha  stratejik hareket etmeye başladı.  Zira o, “Kürtleri kaybetmenin,  AKP" nin sonu olacağı” gerçeğinin farkına vardı.

 

Ancak gelişmeler,  “Kürtlerle ilgili realiteler”  ve “siyasi hareketlenme” olmak üzere iki yönlü düşünülmesi lazım. Bu iki yönü  birbirinden ayırmak gerekiyor. Zira Erdoğan hükümetinin ve partisinin burada “ Açılım” dan çok siyasi bir manevra yapmaya çalıştığı iyi gözlemlenmeli. DTP"nin çok saf dilli bir şekilde bunu “Kürt Sorunu”nun çözümüne yönelik bir adım olarak almaya çalışması ve  bunu halka bu şekilde yansıtmaya çalışması, bir takım yanlışlara neden olabilir.  Evet, Kürt sorunun siyasi bir çözümünün olması gerektiği şüphesizdir. Ancak bu siyasi çözüm, totaliter-üniter bir devlette olduğu gibi,  yukarıda bahsettiğim iktidar partisinin oynadığı stratejik manevra ise,  bunun  Kürt meselesinin siyasi çözümüyle ilgisinin olmadığı da bilinmelidir. Yani bunun çözüm olmadığı anlaşılmalıdır.

 

Çünkü Kürt sorununun çözümünün derin iç dinamiklerle ilgisi var  ki buda sadece Kürtlerle ilgilidir. Ne Türk hükümeti nede herhangi bir iktidar partisi bunu kolay kolay çözebilir.

 

Daha geçenlerde DTP"nin, çekine çekine kendi stratejisini Kürtler için “özerklik” olarak deklare etmesiyle, Türkiye"nin “aslında bu gerçek siyasi çözüme”  70-80 ve hatta 600 yıldan sonra, öyle kolayca  “evet” diyeceği beklentisi varsa şayet, bunun boşa bir beklenti olduğu kulakardı edilmemeli. Kürtlerle ilgili olan en önemli siyasi iç dinamiklerden biri; dillendirilen ve tartışılmaya çalışılan “özerklik” meselesidir. AKP ve AKP hükümeti “bu gerçek siyasi çözüme” yönelik bir açılım içindeyse şayet, o zaman DTP bunu bir başarı olarak ilan edebilir. Böyle değilse şayet, AKP"nin, siyasi anlamda, DTP ile görüşmesinin CHP yada MHP  ile görüşmesinden hiçbir farkı olmayacaktır.  Yani meselenin (görüşmenin)  Kürtlerle değil ; sadece partiler arası bir iktidar müzakeresi olduğu açık bir hal almış olur. Bu da PKK"yi etkisizleştirmenin bir yöntemi olarak gözönünde bulundurulabilir.

 

AKP hükümeti yada devletin en üstü, yukarda sözü geçen özerklik meselesini “bölücülük” olarak algıladığı sürece de, ne DTP nede başka bir Kürt partisi bir şey yapabilir ve açılım da açılım değil partisel bir siyasi manevra olmanın ötesine geçmeyecektir. Bu durumda sözü edilen açılımın kimi nereye götüreceği ciddi bir tartışma konusu olmalı. 

YORUM EKLE