KEREM SEVMİŞ/YAZDI
Yüksekova'da tanılan esnaflarından Kerem Sevmiş, "Bir Kalp Krizi Kadar Yakın, Bir Hastane Kadar Uzak" isimli yazısını okuyucuları için yayınladı.
KEREM SEVMİŞ'in yazısı şöyle:
Yüksekova, Şemdinli, Derecik ve Esendere…
Bu coğrafyada yaklaşık 200 bin insan yaşıyor.
Vergisini veren, askerini gönderen, üretmeye çalışan, ülkesine bağlı, geleceğe umutla bakmak isteyen 200 bin insan…
Ama bugün bu insanların ortak bir korkusu var:
“Ya kalbimiz durursa, bize kim yetişecek?”
Çünkü burada bir kalp krizi yalnızca bir sağlık sorunu değildir.
Burada bir kalp krizi, aynı zamanda zamana karşı verilen bir yaşam mücadelesidir.
Dakikaların hayat kurtardığı bir çağda yaşıyoruz. Kalp krizlerinde ilk müdahale ve zamanında yapılan anjiyo, bir insanın yaşamla ölüm arasındaki çizgiyi geçip geçmeyeceğini belirliyor.
Ancak Yüksekova ve çevresinde yaşayan insanlar için bu mücadele çoğu zaman ambulansın kapısı kapandığı anda başlıyor.
Çünkü insanlar tedaviye değil, kilometrelere teslim ediliyor.
Geçtiğimiz günlerde komşumuz Rıza Bey iş yerinde kalp krizi geçirdi.
Ambulansla sevk edildi.
Ama yol bitmeden ikinci kez kalp krizi geçirdi.
Entübe edildi.
Hayatla ölüm arasındaki ince çizgide saatlerce mücadele verdi.
Allah korudu, yaşama tutundu.
Peki ya bir dahaki sefer?
Peki ya başka bir baba?
Başka bir anne?
Başka bir genç?
Başka bir çocuk?
Onların da aynı şansı olacağının garantisini kim verebilir?
Bugün burada anlatılan yalnızca bir kişinin hikâyesi değildir.
Bu, her gün evinden çıkıp ailesi için çalışan emekçinin hikâyesidir.
Bu, çocuklarının büyüdüğünü görmek isteyen annenin hikâyesidir.
Bu, torununa sarılmak isteyen dedenin hikâyesidir.
Bu, bu topraklarda yaşayan 200 bin insanın ortak hikâyesidir.
İnsanlar artık şunu sormaya başladı:
“Bizim hayatımızın değeri neden kilometrelerle ölçülüyor?”
Bir vatandaş büyük şehirde kalp krizi geçirdiğinde dakikalar içinde müdahale alabiliyorsa, bu bölgede yaşayan insanlar neden saatlerle yarışmak zorunda kalıyor?
Bu soru siyasetin değil, vicdanın sorusudur.
Bu soru muhalefetin ya da iktidarın değil, insan hayatının sorusudur.
Çünkü sağlık bir ayrıcalık değil, temel bir haktır.
Ve devletin en temel görevi vatandaşının yaşam hakkını korumaktır.
Bugün Yüksekova’da, Şemdinli’de, Derecik’te, Esendere’de insanlar kendilerini devletlerinden ayrı görmek istemiyor.
Kimse ayrıcalık istemiyor.
Kimse lütuf istemiyor.
Kimse fazladan bir şey talep etmiyor.
İstenen yalnızca eşit vatandaşlığın gereğidir.
İstenen yalnızca yaşama hakkıdır.
Buradan Sağlık Bakanlığı’na, milletvekillerine, sağlık yöneticilerine ve tüm yetkililere sesleniyoruz:
Bu ses bir şikâyet değil.
Bu ses bir feryattır.
Bu ses siyasi değil, insani bir çağrıdır.
Bugün alınacak bir karar, yarın bir babayı evlatlarına, bir anneyi ailesine, bir genci geleceğine kavuşturabilir.
Bugün yapılacak bir yatırım, yarın bir ambulansın içinde sönen bir hayatı kurtarabilir.
Çünkü mesele beton değildir.
Mesele bina değildir.
Mesele cihaz değildir.
Mesele rakam değildir.
Mesele insandır.
Ve insan hayatı, her türlü hesabın üzerindedir.
Bu ülkenin en doğusunda yaşayan bir vatandaşın kalbi de en batısında yaşayan bir vatandaşın kalbi kadar değerlidir.
Bir insanın yaşadığı yer kaderi olmamalıdır.
Bir insanın hayatı kilometrelere emanet edilmemelidir.
Artık hiçbir evlat ambulansın arkasından çaresizce bakmamalıdır.
Artık hiçbir eş, sevdiğinin yetişemeyen bir müdahale yüzünden gözlerinin önünde kayıp gitmesine tanık olmamalıdır.
Artık hiçbir aile “Keşke biraz daha yakın olsaydı” cümlesini kurmamalıdır.
Yüksekova ve çevresine kazandırılacak bir anjiyo ünitesi yalnızca bir sağlık yatırımı değildir.
Bu yatırım; güvenin, eşitliğin, adaletin ve insan hayatına verilen değerin göstergesi olacaktır.
Çünkü 200 bin insanın talebi büyük değildir.
Onlar sadece yaşamak istiyor.
Ve bu ses artık duyulmalıdır.