İhmalin Coğrafyası

İhmalin Coğrafyası

YÜKSEKOVA GÜNCEL - HABER MERKEZİ

Yiğit yayınladığı yazıda, "Yıllardır aynı dar kalıplara hapsedilmiş bir coğrafya: “zor şartlar”, “ulaşım sorunu”, “altyapı eksikliği”... Oysa bunlar birer sebep değil, gecikmiş sonuçlardır. Asıl mesele; yılların içinden süzülen bir suskunluk, görmezden gelmenin kemikleşmiş hâli, ötelenmenin alışkanlığa dönüşmüş biçimidir.  

"KABİLE İLE DEVLET ARASINDAKİ UÇURUM"
Bir devletin büyüklüğü, kubbelerinin yüksekliğinde değil; en ücra kapıya ne kadar insan gibi varabildiğinde saklıdır. Haritanın silik bir köşesine gösterdiği özen, aslında kendi vicdanının parlaklığıdır. Yoksa onun adı devlet değil, kabiledir. Çünkü devlet, en karanlık anda uzanan eldir. O el yoksa; geriye kalan şey yalnızca kalabalıktır. Adı vardır, ama manası eksiktir. 

"ÇINARIN SON NEFESİ"
Dağların Hakkari'si, bu toprağın en eski sabır taşı, şimdi yapayalnız bir çınar gibi duruyor orta yerde. Dalları kırılmış, gövdesine ateş düşmüş, altında gölgelendiği her kuş, kanat çırpıp gitmiş. Öyle bir vakit ki herkes kendi karanlığına gömülmüş. Biz Hakkari'nin evlatları olarak yalnız kalmışız. Tıpkı bir vadinin dibinde unutulmuş, üzerinden yıllar geçmiş bir su birikintisi gibi… Ne yağmur besler, ne sel. 

Hangi eksiklik, hangi ihmal, hangi suskunluk böyle bir manzarayı mümkün kılar? HANGİ İHANET!

"ANKARA'NIN SOĞUK GÖZLERİ"
Bu memleketi felakete sürükleyen iki el vardır. Biri Ankara'dan uzanır, ötekisi şehir meydanında boy gösterir. Biri 'siz bana oy vermediniz, öyleyse size hizmet yok' der. Öteki 'nasıl olsa bana oy vereceksiniz, öyleyse size ne versem yeter' der. İkisi de aynı çamurun içinde boğulan Hakkari'ye bakıp aynı körlükle güler. 

Birinci el, Hakkari’nin oy pusulalarına asla düşmeyen bir gölgedir. Yıllardır bu dağlardan istediği tek şey, sandıktan düşen bir ‘evet’ti. Ama Hakkari hiçbir zaman ‘evet’ demedi. Çünkü Hakkari’nin özü, pazarlıkla yontulmaz. Ve işte bu yüzden, Ankara’daki o büyük saraylardan Hakkari’ye bakan gözler hep soğuktu. 'Onlar bizi istemiyor, biz de onları görmeyiz' dediler. Yolları astılar ortasına. Hastaneleri unuttular. Okulları paslı demire çevirdiler. Bir vali gönderdiler, bir kaymakam, bir müdür—hepsi aynı talimatla geldi: 'İdare et, hizmet etme. Oy alamayacağın yere ekmek götürme.' Böyle buyurdu düzen. 

"SÜLÜĞÜN GÜLÜMSEMESİ"
İkinci el; daha sinsi, daha yumuşak, daha aldatıcıdır. Çünkü bu el, Hakkari’nin yüreğine yapışmış bir sülük gibidir: kanını emer ama gülümser. Bu el, her seçim gelip çattığında halkın kapısını çalar, ‘biz sizin sesiniziz, biz sizin nefesiniziz’ diye haykırır. Halk da inanır. Atar oy pusulasına aynı mühürü. Ama sonra ne olur? Sonra o seçilenler—belediye başkanları, meclis üyeleri, il genel meclisi denilen o boş kalabalık—işte onlar, koltuklarına kurulduklarında Hakkari’yi unuturlar. 

Unuturlar, çünkü onlar için Hakkari, bir kefalet gibidir: 'Nasıl olsa bu dağlar bize oy verir, nasıl olsa Hakkari başka çarenin olmadığını bilir.' Ve bu garantinin rahatlığıyla, liyakati ayaklar altına alırlar. Kimi okuma yazma bilmez ama meclis üyesidir, çünkü 'bedel ödemiştir.' Kimi eline aldığı mühürle fermana çıkar; ama birden ona kadar sayamaz. Onların liyakatsizliği, ötekinin ihmalinden daha yıkıcıdır. Atanmış olan, bize hizmeti değil, sandık sonuçlarını ölçüyor. Seçilmiş olan, bize hizmet etmek yerine, sadakatimizi sömürüyor. 

"YÜZ YILLIK SESSİZLİK"
İşte bu yüzdendir ki olay sadece bir sel felaketi değildir. Heyelan değildir. Toprak kayması, sadece suyun öfkesidir. Esas felaket, yıllardır biriken ilgisizliğin yol açtığı tahribattır. Yıllardır süregelen bir siyasetin, bir "bırakın kendi haline" anlayışının tezahürüdür. Bu, Cumhuriyet tarihi boyunca sessizce akıp giden bir dramın, yüz yıllık bir ihmalin, binlerce yıllık bir yok saymanın belgesidir. Bu topraklar; en çok "görmezden gelinen", "yok sayılan", "öteki görülen" coğrafya olmuştur.

Ve biz, Hakkari halkı, bu çöküşün tam göbeğinde, kendi başımızın çaresine bakmak için ayağa kalkacağız. Ne bir yabancının merhametine muhtaç ne bir hainin iki yüzlü gülümsemesine. Tek bir dağın ardında bile olsak, o dağın zirvesinde kendi bayrağımızı kendimiz dalgalandıracağız.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER