GULFIROŞ -VI-

Yüzümü pişirmiyordu içimdeki cehennem

Aşk son tablosuydu asrımın

Gönülden indirilen duvara iğnelenen

(Erdal Çakır)

Aşk ayrılığın terkisine kondurulan bir mayıs tebessümüdür, Gulfiroş’umun bahtında. Bir benim gördüğüm benim anladığım ve kelimelerin güvertesine indiremediğim. Martılara özenmem boşuna değil bu yüzden. Her göğe bakışta, içimdeki kubbenin kaburgalarının kırılması, tenimdeki çelik kafeslerin kan kusması, aykırı sözlerimin fora olması.

Meyus mu meyus bir mayıs... Kelebeklerin kanatlarında kotarılmış bir yitimle. Ne derler hani, apansız özlemleri dökecek bir duvar bulamamak, yalnızlıklarını gömecek bir yer bulamamak, gölgesinde dinlenecek bir ağaç bulamamak.

Ve aşk kendinden, özünden, gerçekliğinden koparak yaşamayı göze almaktır, uçsuz bucaksız kör kalabalıklar arasında. Delikli pasaklı bir yelkenli ile bilinmez uzaklara açılmaktır, cebinde keklik yumurtaları ile. Bir yaylanın ayaklarının dibinde uzanmak göğün ferahlatıcı yalnızlığına, çocuksu düşlerle. Aslında o kadar uzak değildir ilk kıvılcımlar. Külleri sinmişken saçlarına Gulfiroş’un.

Aşk yorgun kanatların gölgesinde ikinci baharı beklerken tehlikeli sargılı mecnun ikindisi uykulara kalmaktır. Yatıya kalmak akranlarınla yaşıtlarınla… Her kış vakti masal kahramanlarını beklemek misali… Vurup başını bir mirin kahrına, uykulu göz kapaklarıyla cebelleşmek sonra… Uyanmak bir kâbusla, kanayan kanatan bir ayrılık acısıyla… Gulfiroş kurtaracak beni bu heyuladan, çıkaracak bu dehlizden.

Aşk ait olduğun tek yeri terk etmeyi göze almaktır. Ait olduğun yere bir daha dönmeyeceğini bilerek, başı sonu belirsiz yolculuklara çıkmaktır. Ya da ömrünü sürgün etmektir gizli yalnızlıklara. Her dem soyunmaktır varlık kisvesinden. Baş başa kalmaktır sensizlik acısıyla. Kuşların gölgesinde soluklanırken her şeyden hepten umudunu kesmektir. Bir sonraki göçmen kafilesinin ne zaman geleceğini bilmeden yaşamın hareli közünü gözbebeklerinin boşluğunda taşımaktır. Sallantılı bir düşün içinde gidip gelmektir mütemadiyen. Kaybolmaktır. Kaybolmak nedir. Hiçbir yerde bulunmamaktır. Bulunduğun yerde tanınmamaktır.

Tanındığında kaçıp gitmektir yeni bilinmez diyarlara. Aşk bir ömür boyu sürgünlük damgası yemektir. Bu yüzden kurumuş yeşildir rengi, sararmış bahar yeli, yılgın gençlik düşleri.

Ben nereye aitim ey Gulfiroş. Sen nereye aitsin. Benim yerim senin kalbin. Senin kalbin yasak bana. Senin yerin benim gecem. Ben gecede seni arıyorum. Çıkamıyorum içinden bu garip anlaşılmaz yolcuğun. Sen tut ellerimden. Kurtar beni kendimden. Bilirsin, bütün şarkılarımı sana yaktım, şiirlerimde seni anlattım. Ben seninle yaşama gözlerimi açtım, seninle yummak istiyorum.

Birca Belek’in herhangi bir taşın kuytuluğunda, umudunu kesmişken büsbütün gelecekten, bir sıcaklık duyarsın geçmiş güzel günlere, şehrin kaldırımlarına düşmüş anılara, bir anne avucundan dökülen masallara. Geçip gitmiştir bütün güzel günler. Kanımda devriliyor yakın dostlar. Aşk bir ömürden ziyade ömür taşıyan yitik anılarla yaşamaktır, menzile ulaşamayacağını bile bile. Aşk sana rağmen seninle yaşamaktır, ey Gulfiroş. Bilesin.

Bir hasret yakar maşukun tenini. Gidip gelmek arasında benliğini eritmektir aşk. Köhne bedenini dağa taşa vura vura izini sürmektir geçmişte olmayan güzel günlerin.

Yırtılır zaman en ince tılsımından, safir atlasından. Kopar yurdundan kelimeler. Saçılır etrafa incili gülüşler, krizantem adayışlar, nergis yakarışlar, mor güller. Döner dünya kalemimin ucunda. Aşkta vazgeçiş yoktur, karşılıksız bekleyişler olduğu kadar. Aşk kalpte darağacına sürmektir bir ömrü, gözünü kırpmadan. Mühürlü yollara sürmektir muştulanmış bulutları. İzini sürmektir münzevi yalnızlıkların. Her yalnızlık bir kefarettir aşka. Bunu en iyi sen bilirsin Gulfiroş. Sende yaşadım gecenin yalnızlığını. Sen yaşattın bana hüznün bütün eksik yansımalarını.

YORUM EKLE