Sosyal Çürüme, Toplumsal Şiddet ve Ahlâk...

Son yıllarda sokaklarında yürüdüğümüz, havasını soluduğumuz bu topraklarda çıplak gözle görünen, saklanamaz bir toplumsal altüst oluşun içinden geçiyoruz. Eskiden “anlaşmazlık” dediğimiz, diyalogla, arabuluculukla, rûspî dediğimiz büyüklerimizin, akil insanların ya da hukukun-şeriatın hakemliğiyle çözülebilecek en ufak meseleler, bugün birer infial gerekçesine dönüşmüş durumda.

Bir ticaret anlaşmazlığı mı var? Akıl ve mantık susuyor, silahlar konuşuyor. Gençler arasında bir duygusal kırılma mı yaşandı? Bıçaklar çekiliyor. İki kişi arasında başlayan sıradan bir husumet, bir anda akrabaların, aşiret bağlarının devreye girmesiyle kitlesel bir taşlı, sopalı, silahlı meydan muharebesine evriliyor. Üstelik tüm bunlar gizli saklı, kuytu köşelerde de yaşanmıyor. Toplumun gözü önünde, kalabalıkların ortasında, çarşı meydanlarında pervasızca sergileniyor. Karşı karşıya olduğumuz şey sadece kontrolsüz bir öfke değildir. Gücün, hukukun işlemediği yerde bir şiddet gösterisi olarak kamusal alanı işgal etmesidir.

Peki, bizi bu kitlesel kaosun eşiğine getiren ne? Bu cinnet dalgası bir gecede mi peydah oldu? Elbette hayır. Arkasındaki yapısal çürümeyi görmeden, sadece sonuçlara bakarak konuşmak, eleştirmek veya dövünmek bizi bir yere götürmez. Bugün memleketin üzerine çöken bu karanlığın; ülkenin içinden geçtiği ağır ekonomik buhran, yoksulluk, karapara trafiği, tefecilik, uyuşturucu ticareti, işlevini yitirmiş okul ve aile kurumu gibi somut sacayakları var. Tüm bunların tam merkezinde ise bütünüyle işlevsizleşmiş, topluma kör ve sağır kesilmiş bir siyaset ile yerel yönetimler duruyor. Şehri, mahalleleri ve insanı korumakla, toplumsal huzuru inşa etmekle görevli olan yerel mekanizmalar, bugün ne yazık ki sadece rantın, koltuk ve nüfuz kavgalarının vitrini haline gelmiş vaziyette. Halkın derdine derman olması gereken kurumlar kendi iç çürümeleriyle boğuşurken, sokaktaki insana hiçbir kamusal rehberlik veya güven sunamıyor. Çaresizlik çemberinde sıkışan gençlik, çareyi batı metropollerine göç etmekte ararken, bu ağır yükü taşıyamayanlar intiharlarla aramızdan sessizce ayrılıyor. Sınırların hemen ötesinden yükselen savaş dalgası ve gelecek kaygısı da eklenince, belirsizlik orman kanunlarını devreye sokuyor. Geleneksel bağlar ve töreler artık barışı sağlayan bir tampon değil, husumeti büyüten bir katalizör işlevi görüyor.

İşte tam da bu yüzden, insanlığın binlerce yıllık ortak birikimiyle örttüğü o çiğ ve vahşi şiddet, biriktirdiğimiz tüm bentleri yıkarak yeniden çırılçıplak karşımıza dikiliyor. Çünkü şiddet, doğası gereği pusuda bekleyen doğrudan bir yıkımdır ve biz toplumsal olarak zayıfladığımızda ilk o uyanır. Devletin, yasaların ve mahkemelerin kurduğu o mekanik karşı-şiddet aygıtı, yani hukuk, sokaktaki bu vahşeti dizginlemekte yetersiz kaldığı an insani bağlar hızla çözülüyor. Yasaların kâğıt üzerindeki o soğuk ve soyut kelimeleri, çarşı ortasındaki cinneti yatıştırmaya yetmiyor. Aksine, insanların adalet duygusunu tatmin edemediği için toplumu daha da hırçınlaştırıyor, herkesi kendi namlusuna sarılmaya iten kronik bir haksızlık hissiyatı yaratıyor.

Burada asıl iflas eden, adliye saraylarından ziyade toplumun ruhudur, yani ahlâktır. Ancak kastettiğim şey, bizi köhne kurallarla bir arada tutmaya çalışan, arkasında derin bir ikiyüzlülük barındıran o şekilci, geleneksel yalancı ahlâk değil. Çıkarlar uyuştuğunda barışçıl, ilk krizde ise silaha sarılan bir ahlâk biçimi bugünkü çürümeyi engelleyemez. Bizi bu amansız savaştan, bu uçurumlardan koruyacak olan tek şey, gündelik kar-zarar hesaplarının, bencilliklerin ve anlık dürtülerin üstüne çıkabilen, sevgiden ve insana değer vermekten beslenen o hakiki, köklü bireysel vicdandır. Çarşı ortasında izlediğimiz o gövde gösterileri, toplumsal çürümenin dışa vurmuş iltihabıdır. Eğer adalet ve ekonomik refahla beraber, insanı insan kılan o gerçek ahlâkı yeniden ayağa kaldıramazsak, bu sahte düzenin pençesinde, kendi yarattığımız bu büyük kaosun kurbanı olmaya devam edeceğiz..

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mhmt 76
Mhmt 76 - 1 hafta Önce

Her bijî, gotinên Te pir rastin.????????

.m
.m - 1 hafta Önce

Teşhisin yerinde ve doğru olani haykırıyor. Körelmiş yozlaşmış vicdanlar ve tahakküm sistem degismedikce halimiz bihal

HasanaslaN
HasanaslaN - 1 hafta Önce

Dünya teknoloji ,yapay zeka ve nobrl ödülleriyle övünürken bixler ağamız aşiretimiz ve uygulsdığımız şiddetin boyutuyla sevinen ve övünen bir şuursuz ve arkaik bir topluma donüştük.Kimliksiz ve geleceksiz yığınların dünya milletlerinin içinde onurlu bir yer edinmenin yolu bilimdemde ve fsrklılıkları koruma ve birarada çevreye duyarli bir yaşmdan geçer .Bütün olsnlar şuursuz ,kimliksiz ,geleceksiz bir toplumu inşa girişimini önmeyveleridir...

Ayten kayhan
Ayten kayhan - 1 hafta Önce

Kutluyorum sizi Kaleminize sağlık. Yazınız, yaşadığımız toplumsal sorunları sadece görünen yönüyle değil, arkasındaki ekonomik, sosyal ve ahlaki nedenleriyle de ele alması açısından oldukça düşündürücü. Şiddetin normalleşmesinin hepimizi ilgilendiren bir mesele olduğunu hatırlatıyor. Elbette çözüm konusunda farklı bakış açıları olabilir; ancak adalet, eğitim, aile ve vicdanın güçlenmesi gerektiği yönündeki çağrınız üzerinde durmaya değer. Umarım bu tür yazılar, sorunları konuşmanın ötesinde çözüm üretmeye de katkı sağlar.

Hikmet
Hikmet - 1 hafta Önce

Tüm cümlelerin altına imzamı atarım.Sosyal ve Ahlaki çürüme çok hızlı bir şekilde gençleri ve çocuklarımızı esaretine almaya devam ediyor ve maalesef geri dönüşü olmayan acılarla sonuçlanıyor.

Hikmet hoca
Hikmet hoca - 1 hafta Önce

Tüm cümlelerin altına imzamı atarım.Sosyal ve Ahlaki çürüme çok hızlı bir şekilde gençleri ve çocuklarımızı esaretine almaya devam ediyor ve maalesef geri dönüşü olmayan acılarla sonuçlanıyor.