Yüksekova Güncel
2009-09-06 14:15:00

Üç formül üç belirsizlik

Agit Kh.Zaher

agit@yuksekovaguncel.com 06 Eylül 2009, 14:15

Kürt Sorunu"nun çözümü için son altı aydır hem Türk hem de Kürt tarafları tarafından üretilen çeşitli formüller  kamuoyuyla paylaşıldı ve bu formüller hala tartışılıyor.  Bu formüllerden biri sınırın ötesinden gündeme taşınınan  Kürt  Konferansı idi. Bir diğer formül, son bir aydır kamuoyuna sunulup tartışılmaya devam edilen  ve Türkiye"de hükümetin ve iktidar partisinin gündeme getirdiği “Kürt Açlımı”dır. Bu “Açlım”ın yanında üçüncü  bir formül de PKK"nin Abdullah Öcalan liderliğinde ana hatlarıyla kamuoyuyla paylaştığı “Yol Haritası”oldu.

Yukarıdaki  girişte ifade adilen ve hala tartışılan üç formülden ilki, yani Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani tarafından başkanlığının yapılacağı ve Hewler"de düzenleneceği  belirtilen “Kürt Konferansı”,  gerçekeşmesi halinde, çözümün öncesinde çözüm için önemli ve teorik olabilecek bir ön adım niteliğine sahip olacaktı. Kürt Meselesi"nin  tartışılması bütün Kürt tarafları arasında yapılacak ve Kürtler kendi aralarında ne yapacaklarının belkide teorisini yazacaklardı.  Ama her zamanki gibi, çok ciddi bir şekilde gündeme düşen konferansa Kürtlerin hem psikolojik hem  entellektüel hem de siyasi açılardan hazır olmadıkları görüldü. Halbuki dört ülkede “bir sorun” olan “Kürt Sorunu” dört ülkeden Kürtlerin içinde olduğu bir girişim olmaksızın kesin olarak çözülemez. Bunun nedeni açık; Çünkü Kürtler dört ülkede inkar edilemeyecek ulusal bir bağa sahipler. Türkiye"de Kürtlerin durumu ile ilgili olarak şöyle bir ifade kullanılıyor;  “Kürtler yıllardır bu ülkede yaşıyor ve Türklerle Kürtler arasında iki ulusu birbirinden ayıramayacak güçlü akrabalık bağları oluşmuştur”. Bu,  iki ulus düşünüldüğünde  doğru olmakla beraber şunun da inkar edilmemesi lazım; Kürtlerin aslında Türklerle akrabalık bağlarının olması yada olmaması gibi bir sorunları yada dertleri yoktur. Eğer bir ulus başka bir ulusla bazı bağlardan dolayı ayrışamıyorsa bu ulus kendisiyle aynı olan ve aynı adı taşıyan ancak başka sınırlar içinde yaşayan ve kendinden bir parça olan bir ulustan  nasıl ayrışabilir? Böyle bir ayrışma nasıl düşünülebilir? Örneğin Türkiye Kürd"ü Irak"taki Kürtler"den nasıl ayrılabilir? İran"daki Kürtlerden yada Suriye"deki Kürtlerden nasıl ayrılabilir- Burada ayrılıktan kasıt coğrafi ayrılık değil ulusal ayrılıktır-? Bu imkansızdır. Araya isteğiniz kadar sınır koyun. Hatta çelikten duvarlar örülsün. Ancak her iki tarafta da aynı ulusal hislerin olduğu hiçbir bir şekilde inkar edilemez.  Her dört ülkede Kürtler arasında entegrasyon fikri bile düşünülmesi aslında abes olan bir durumdur. Çünkü Kürtler Kürt"tür başa bir şey değillerdir. Kürt Konferansı"nın belkide teorik olarak vereceği bilinç ve irade bu olacaktı.

Hala tartışılan “Kürt Açılımı” meselesine gelelim.  Kürtlerin kendi aralarında yapacakları ve gerçekleşmesi halinde özelde Türkiye"de Kürt Sorunu"nun çözümünü ele alması planlanan Kürt Konferansı"na  zemin hazırlanmaya çalışıldığı bir dönemde, Türkiye"de  “Kürt Açılımı” söylemi gelişti. Bu adım çok kısa bir süre içinde evrimleşerek süreç için belirsiz bir duruma  yarattı. “Kürt Açılımı” olarak gündeme gelen mesele,  “Demokratik Açılım” olarak tartışıldı ve “ Milli Birlik Projesi” olarak halka deklare edildi. Meselenin başta çözüm anlayışıyla ele alınmaya çalışılmasında “ne kadar samimi olunduğu” etraflıca hiç tartışılmadan Kürtler"de bir barış havası esmeye başladı. Türk tarafında ise “barış”a dair hiçbir hareketlenme  olmadı. Türkiye"de, barış söylemleri  Türkler tarafından öyle kolay kolay dillendirilecek bir söylem  de değildir zaten. Örneğin Ankara"da yüzbin kişi toplanıp “Barış” sloganı atamıyor. Öyleyse “barış” kimilerince “siyasi emeller için kullanılıyor” denebilir ve bu tartışılabilir de.  Gerçekte ise barış söyleminin kitleselleşip bütün Türkiye halkı tarafından dillendirilmesi lazım. Gerçekçi çözümün herkes tarafından istenip istenmediği  buradan anlaşılabilir. Kürtler kendi aralarında barış için gerekli insiyatifi gösterebilmelerine rağmen, muhattap arayışlarlarının boşa çıkacağının hesabı ise hiç yapılmadan belirsizliğe zemin hazırlanıyor adeta. Kürtler bir taraftan muhattap alınmak için çalışırken diğer taraftan kendi aralarında nasıl muhattap alınacakları konusunda net bir çizgiye de sahip değiller. “Kürt Açılımı”nın Kürtler"de uyandırdığı hava onları siyasi söylemlerinde daha da ileriye gitmeleri konusunda cesaretlendirirken, “Açılım” ın gereçekte çok şey değiştiren yada değiştirecek bir gelişme yada girişim olmadığı da-ki Kürtler tarafından istenmeyen bir durumdur- düşünülmelidir. Buna bağlı olarak Kürt Sorunu için muhattap alınmak gayretinde olan DTP"nin siyasi söylemindeki yönelimin buna göre değişiklik arzetmesi  ve “Açılım”ın evrimleşerek “açılımlara”  ve “milli birlik” adı altında projelere dönüşmesi bunu anlamak için yeterlidir.  Bir taraftan Açılım"da bu belirsizlik devam ederken, bir diğer taraftan da DTP"de kimin muhattap alınacağı ve  hangi siyasi iradenin pratiğinin sözkonusu olacağı tam bir muammaya dönüştü.

Peyderpey olarak kamuoyuna yansıtılan “Yol Haritası”meselesindeise neyin ne olduğu hala açık değil.  Kürtlerin Türkiye"de nasıl yaşayacaklarına dair tartışılan üçüncü formül DTP tarafından şimdilik PKK lideri Abdullah Öcalan"ın “Yol Haritası” olarak görülüyor. Öcalan bu haritanın ilkelerini zaman zaman kamuoyuyla paylaşırken, DTP"nin siyasi duruşunun da bu haritaya göre değişiklik arzettiği görülüyor. Her ne kadar DTP"deki değişiklik buna göre olsa da, haritayı hazırlayan Öcalan ile bu parti arasında net çelişkilerin de olduğu medyaya yansıyan haberlerde, açıklamalarda ve raporlarda izlenebiliyor. DTP"nin bazı yetkilileri tarafından, “Açılım olmazsa ayrılık gündeme gelir” ifadesi dillendirilirken; DTP"nin muhattap alınmasında ısrar ettiği Öcalan ise bu söyleme sert tepi veriyor. Burada muhattap kılan ile muhattap kılınan arasında farklı ifadeler kullanılırken bunun Türkiye"de “Açılıma” dair geliştirilmeye  çalışılan teorik ve pratik adımlara da nüksettiği açıktır.  Burada muhattap alınan ile muhattap alan arasında çelişkisiz  bir söylemin olması hem belirsizliği ortadan kaldıracaktır hem de atılmak istenen adımları daha daha kolaylaştıracaktır.  “Yol Haritası” nın  DTP"deki boyutu ve “Yol Haritası”nın Türkiye"nin çıkardığı şekliyle, Türkiye boyutunun, “Kürt Sorunu”nun çözümünde kolaylaşıtırıcı ve birleştirici bir yapısının olması zorunludur. Zira iki taraftanda radikal kutuplaşmanın müzakerelere ve görüşmelere olumlu etkisi olmayacaktır.

Hem “Kürt Konferansı”nın hem Abdullah Öcalan"nın “Yol Haritası”nın hem de Türkiye"nin “Açılım Haritası”nın “Kürt Sorunu”nun çözümünde  temel bir yol haritası olması ve yapıcı bir rolününün olması gerekiyor. Tersi durumda çözüm için ve çözüm adına başka yol haritaları da tartışmaya açılabilir yada açılmalıdır.

agit.kh.zaher@gmail.com

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.